Röportaj - Sedef Yılmabaşar Ertugan Yazdır E-mail
Yazar Rana Solaker   
Sali, 05 Aralik 2006
Active Image

Online sohbetlerimizin bu haftaki konuğu eserleriyle insana yaşama sevinci veren ‘Kedici Ressam’ Sedef Yılmabaşar Ertugan.

Ressam ve seramik sanatçısı bir annenin ve mimar  bir babanın kızısınız. Genetik mirasınıza karşı çıkıp başka  mesleklere yöneldiğiniz dönemlerden bahseder misiniz biraz?
Annem de babam da mesleklerinde iyi birer kariyer yapmış, hatta kendi dallarında kendi üniversitelerinde öğretim görevlisi olmuş insanlar. İkisinden birinin mesleğini seçsem ikisinden birinin öğrencisi  veya arkadaşının öğrencisi olup, hep bana okulda iltimas geçildiği dedikodusuyla savaşmak ve daima onların başarılarıyla kıyaslanmak durumunda kalacaktım. Ben de bambaşka bir meslek seçeyim dedim. Benim zamanımda turizm bölümü pek revaçtaydı, tek tercih yaptım, kazanamasaydım yine aile mesleklerinden birini seçecektim, kazandım. Boğaziçi üniversitesinde öğrencilik yıllarım çok keyifli geçti ancak mezun olduktan sonra Turizm’in benim hayatımın mesleği olmadığını farkettim. Almanya’da yaşayan başarılı bir stilist olan Suna Teyzemin mesleğine yöneldim. İstanbul’daki kurslardan sonra Paris Esmod Moda okuluna devam ettim. Okulu bitirip İstanbul’a döndüğümde bir konfeksiyon firmasında işe başladım. Bir sene sonunda yaratıcılığımı daha fazla gerçekleştirebileceğimi düşünerek kendi haute-couture atelyemi açtım. Bu arada Beymen Academia’nın “ Yarının Avant-Garde Kadını “ konulu yarışmasında ödül kazandım. Bütün bunlar olup biterken benim hayatıma kedilerim girmeye başladı ve ben onların güzelliklerine duyduğum hayranlıkla , “ acaba bu güzelliği nasıl resmedebilirim “ diyerek kedilerimin resimlerini yapmaya başlamıştım tamamen hobi olarak. Annemi ziyaret ettiğim bir gün orada yaptığım bir resmi annem art dealer’ı Nilgün Böcekçi Hanım’a göstermiş, o da bana “ lütfen resim yapmaya konsantre ol biraz “ dedi ve bir süre sonra bana ilk sergimi açmak istediğini söyledi. Benim için büyük şok oldu, çünkü resim yapmayı hobi olarak seviyordum ve Prof. Jale Yılmabaşar’ın kızı olarak sergi açıp resimlerimi insanlara göstermeye hazır olduğumdan emin değildim. İlk sergim benim korkularımın aksine benim için büyük bir başarı oldu ve resim yapmak benim mesleğim haline geldi. 

‘Kedici Ressam’ olarak tanınmanın kısıtlayıcı olduğunu düşünüyor musunuz?
“Kedici Ressam “ lakabını ben taktım kendime. Çünkü sadece kedi resimleri yapıyorum. 1 Kasım’da  annemle birlikte açtığımız sergi benim 10. kişisel sergimdi. Yaklaşık 350 resim yapmışım şimdiye kadar, bunlardan 40 tanesi benim özel kolleksiyonumda, bu demektir ki 300 küsür evde benim resimlerimden biri var! Bu benim için büyük mutluluk. Neden sadece kedi resimleri yapıyorsunuz  diye soruyorlar sık sık : çünkü insan gönlünden geçeni resmetmek ister. Büyük bir güzellik sizi büyülemeli ki onun resmini yapmak isteyesiniz. Benim için kediler büyük bir ilham kaynağı. Evde şu anda 10 kedim var, 10 ilham perim...Başka bir şey beni böylesine büyülerse günün birinde hiç durmam onun resmini yaparım. 

Eserlerinizi kedileri hiç sevmemelerine karşın satın alanlar oldu mu hiç?
Evet, birkaç defa kedilerden çok korkan birkaç kişiyle karşılaştım sergilerimde, çok hoş yorumlarda bulunup benim sergimi gezdikten sonra kedilere karşı bakışlarının değiştiğini hatta ilk defa bir kediye dokunabildiklerini söylediler. Kedi sevmeyen ama benim resimlerimden satın alanlar oluyor elbette, aldıkları kedi değil ki, resim !

Gençlerin sanata daha çok ilgi göstermeleri için neler  yapılabilir?
Sanat Galerilerine ve Müzelere yapılan okul gezilerinin sıklaştırılması, okullardaki resim derslerinin daha ciddiye alınması, çocuklara sergileri gezip resimler hakkında kişisel yorumlar yapmalarıyla ilgili ödevler verilmesi, resim yarışmaları yapılması çocuk yaştan resim sanatına duyulan ilgiyi arttırabilir. Gençlerin sosyal aktivitelerinin arasına sanat galerilerindeki sergileri gezmenin de eklenmesi, sadece genç yaş gurubuna ait resimlerin sergilenmesi için sanat galerilerinin zaman ve yer ayırması faydalı olabilir. 

Günün hangi saatlerinde resim yapmayı tercih ediyorsunuz?
Ben daha çok gece saatlerinin sessizliğinde gündüze nazaran daha iyi konsantre oluyorum. Geceden sabaha kadar çalışıp gün aydınlandığında “ erkenden” yatıyorum.

Yaratırken sessizliği mi yoksa müzik dinlemeyi mi tercih edersiniz? Cevabınız müzikten yana ise genelde ne tip parçalar dinlersiniz?
Size garip görünebilir, ama ben televizyon seyrederek çalışıyorum. Daha çok televizyonu dinlemek gibi oluyor, ama böyle daha rahat çalıştığımı farkettim. 

En sevdiğiniz ressamlar arasında kimler var?
Takdir ettiğim birçok sanatçı var ama bir iki isim saymak gerekirse Gustav Klimt ve Ergin İnan en sevdiklerimin başında yer alıyorlar.

Bir sanatçı olarak nelerden beslenirsiniz?
Birçok şeyden...Doğadan, dokulardan, geometrik kompozisyonlardan, mistik desenlerden, gözüme takılan beni etkileyen ilgimi çeken herşeyden...

Tipik bir gününüz nasıl geçer?
Yoğun bir çalışma gecesinin ardından 8 saatlik uykumu alıp artık her ne zaman uyanmışsam bir kahve eşliğinde ( hava güzelse bahçede ) gazetemi okur, kedilerimin mama kaplarını doldurur, biraz boğazda yürüyüşe çıkar ( Emirgan’da oturuyorum ), eve dönüp meditasyonumu yapar, o gün dışarıda yapılması gereken birşey yoksa evde kalıp bilgisayar oyunlarıyla biraz zaman geçirip çalışmaya otururum. Tam bir ev kedisiyim ben, çok mecbur kalmadıkça evde olmayı tercih ederim, bu yüzden  atölyemin evin içinde olması büyük rahatlık.

İstanbul’da bulunmaktan hoşlandığınız mekan ve semtler arasında hangileri var?
Emirgan’dan önce Etiler’de oturdum uzun yıllar. Belki de alışkanlık, ama Etiler’i çok severim: Arka sokaklarından dolaştığımda evlerin bahçelerini seyrederek yürümeyi, özellikle yazın Paul’ün bahçesinde oturup omlet yemeyi, All Sports Cafe’de kahve içmeyi... Dişçim, bakkalım, çerçevecim, tamircim, herşey için hala eski mekanım Etiler’e gidiyorum, alışkanlık işte... Mado’dan bir dondurma alıp yolda Refo’ya uğrayıp fotoğraflarımı tab ettirip Akmerkez’e yürümeyi severim. Çok yıllar öncesinde Rumeli Caddesinde oturduğum zamanlardan kalma bir de Nişantaşı sevdam vardır. Yolda telaşlı kalabalıklar arasında hızlı tempoyla yürürken kendimi slalom yapan kayakçılara benzetirdim. Dükkanların vitrinlerini seyrederek yürümek keyiflidir. Muson’un doğu diyarlarının etnik kokusunu taşıyan ıvır zıvırlarını inceleyip illa da birşeyler almadan ayrılmam Nişantaşı’ndan. 

Anneniz Prof. Jale Yılmabaşar’ın eserleri ve sizin eserleriniz ilk defa bir arada sergileniyor. Bu konu hakkındaki görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?
Evet, ilk defa böyle birşeye kalkıştık. Güzel de oldu. “Annenizle tarzlarınız benziyor mu ? Ondan ne kadar esinlendiniz? “ diye soranlara “ Buyurun gelin kendiniz bakın” demiş olduk. Benim için avantajlarından biri de benim sergilerime hiç gelmemiş olan annemin eserlerine hayran kitleye de ulaşabilmiş oldum bu sayede. 

NYC 2 IST modayı sanatın bütün dallarıyla birleştirmeyi hedefleyen bir dergi. Sizin modayla aranız nasıl? Vazgeçemediğiniz markalar var mı?
Moda tasarımcısı olarak çalıştığım o yıllardan beri zaman ilerledikçe modayla ilgili herşeyden koptum ve en çok ( sergi açılışlarımda bile ) bluejean t-shirt giyer oldum.Allahtan bu sene şık yerlerde bile jean giymek moda oldu... Eskiden nasıl da meraklıydım giyinip süslenmeye... Vazgeçemediğim takıntılar yok ama uzak durduklarım var, formal giyim tarzı gibi. Bana bir tayyör giydirseniz 10 dakika sonra düşer bayılırım gibi geliyor. İnsan halet-i ruhiyesi giydiklerinden çok etkileniyor. Neşeli ve hareketli olmak istediğimde bir jean, üstüne avant-garde dokunuşlu birşey ve biraz da komik bir saç modeli beni havaya sokar. Son günlerde Fornarina markası hoşuma gidiyor, sergi açılış günümde onlardan uzun mor süet bir çizme ve jean aldım, üzerine grunge tarzlı bir kimonomsu bluzumsu birşeyle birlikte dümdüz saçlarımı afro yaptırdım, keyfim yerindeydi.

Sırada Marcel Proust’un anketinden yola çıkarak hazırladığımız sorular var.
En büyük lüksünüz nedir?
Masaj yaptırmak !
Şu anki ruh haliniz nasıl?
Sergi öncesi depresyondan yeni sıyrılmış şaşkın ördek mood’u !
En büyük korkunuz nedir?
Kedilerime birşey olması, hastalanmaları, açık bırakılan bahçe kapısından çıkıp kaybolmaları... 
Karakterinizin en belirgin özelliği nedir?
Ben tam bir ev kedisiyim. Evimden çıkıp kalabalıklara karıştığımda sersemlerim, bir an önce bitsin de evime gideyim isterim. Bildiğim sevdiğim insanlara yakın ve sokulganım ama yeni tanıştıklarıma mesafeli ve temkinliyim. Yalnızken daha mutluyum.
En sevdiğiniz yazarlar kim?
Patrick Süskind ( Koku ), Isaac Asimov , Akif Pirinçci.

Sedef Yılmabaşar Ertugan’a bu keyifli sohbet için bir kez daha teşekkür ediyor ve kendisine bol kedili, başarılı, uzun yıllar diliyorum.

Gelecek hafta başka bir online sohbette görüşmek üzere
New York’tan sevgilerle
Rana Solaker
Sedef Yılmabaşar Ertugan Fotoğraf Galerisi
Resimleri büyütmek için üzerlerine klikleyiniz
 Bu röportajın tüm hakları NYC 2 IST e aittir, izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
 
< Önceki   Sonraki >

yorumlar

Henüz yorum eklenmedi - İlk yorumu siz yapabilirsiniz...


Sayfa 1 de 0 ( 0 yorumlar )
©2006 MosCom

Yorum eklemek için üye olmalısınız. Üye iseniz lütfen giriş yapın
ADnet Reklamları Siz de reklam verin