|
Gezgin NYC 2 IST'cu Özüm Kasapoğlu bu sefer Monako'dan bildiriyor.
Yazın tatil yapılması gereken yerlerin başında gelmiyor belki ama, ölmeden önce görülmesi gereken yerlerden biriymiş Monaco! Temmuz ayının ikinci haftası çıktığımız yolculuğun duraklarından biriydi bu güzel krallık ve görünce dönüp size bir şeyler anlatmak için yüreğimi kelebek kanadına dönüştürdü adeta. Buyurun efendim, detaylarıyla ve görsel şöleniyle Monaco Krallığı…
Nice’den bindiğimiz SNCF hızlı trenleriyle yaptığımız yaklaşık 15 dakikalık bir yolculuğun ardından Monaco tren istasyonuna vardık. Bu krallığın asaleti ve zenginliği tren istasyonundan itibaren sizi etkiliyor. İstasyonun bulunduğu koca tepenin içinden asansörle limana inebiliyorsunuz. Gördüğünüz manzara sizi adeta büyülüyor.
İstasyondan çıktığınızda ise sol tarafınızda Monte Carlo kumarhaneler cenneti, sağ tarafınızda ise Monaco Kralı’nın Sarayı bulunuyor. Saraya gitmek için aşağıya indiğinizde hemen önünüzde bulunan duraktan otobüse binip son durakta iniyorsunuz. Kişi başı 1 € vermeniz yeterli. Bu arada Nice’den Monaco’ya geliş ücreti ise sadece 2. 80€!Bu sebeple turların düzenlemiş olduğu extra adı altında bulunan 50-60€’luk turlar soygundan başka bir şey değil. Ama tabi ki tercih meselesi.. .
Monaco Krallığı’nın Kalesi tam olarak Monaco’yu tepeden seyretmektedir. Bu kalenin içine ayrı bir kasaba kurulmuştur ve kraliyet ailesinin tüm akrabaları orada yaşamaktadır. Adeta küçük bir mahalleyi andıran bu mütevazi yerleşim beni çok etkiledi. Tepeye ulaşmak için otobüsten inince önünüzde başlayan merdivenlerden tırmanmaya başlıyorsunuz. Ama bu hiç de yorucu bir tırmanış olmuyor çünkü karşınızda Monaco tüm güzellikleriyle size doğru açılmaya başlıyor. Hayatımda gördüğüm en güzel manzaralardan biriyle karşı karşıyaydım. Her bir basamağı tırmandığınızda görüntü biraz daha büyüyor, biraz daha güzelleşiyor ve siz bir önceki fotoğraf karenizi beğenmemeye başlıyorsunuz. Tepeye çıktığınızda ise bu güzelliği, bu asaleti oturup saatlerce seyretmek istiyorsunuz…
Tepenin üç tarafı da denizle kaplı olduğu için aşağıdaki marinalar ve inci gibi dizilmiş süper lüks yatlar resmen iştahınızı kabartıyor. Biz kaleye çıktığımızda Prens’in akşama daveti vardı ve bu davet halka açık bir davetti. Akşama doğru konuklar gelmeye başladı. Sıra sıra limuzinler, etrafta koşturan kahyalar ve güvenlik görevlileri kendimi doğal bir film setinde hissetmeme sebep oldu :) Ama beni manzaranın dışında etkileyen en önemli unsur tabi ki Prenses Grace idi. Prenses Grace Kelly’nin dillere destan güzelliği, yakışıklı Prensi öylesine etkilemiş ki onunla bir ömür geçirmek istemiş. Peri masallarını andıran, dilden dile dolaşan bu aşk öyküsü Monaco Krallığı’nda hala yaşamakta… Her adımda her sokakta Prenses’in o sokakta yürürken çekilmiş, siyah beyaz fotoğraflarını görüyorsunuz. Bu dipsiz acıyı saraya çıktığınızda daha iyi anlıyorsunuz. Henüz genç yaşında kızının kullandığı arabada trafik kazası geçirerek hayata gözlerini yuman Prenses Grace, tüm dünyanın sevgisini çok kısa sürede kazanmıştı. Günümüzde de ona olan saygı hala devam etmekte. Ben de onun bir hayranı olarak onun yürüdüğü sokaklardan geçerken ayrı bir duyguya büründüm. 
Prens ve Prensesin evlendiği büyük kilise de yine bu tepede bulunuyor. Zaten kilisenin önünde yine Prensesin evlilik fotoğrafı bulunuyor. Kilisenin önünden devam ettikçe evler, parklar, müzeler birbiri ardına geliyor. Yürürken aslında ne kadar büyük bir alan olduğunu daha iyi anlıyorsunuz. Etraftaki pembe begonviller mavi manzarayı adeta tamamlıyor. Akşam üstü vaktimiz sınırlı olduğu için aşağı inmek zorunda kaldık. Aşağı inerken Monaco Grand Prix turnuvası sembolü kırmızı Ferrariler gözümüze çarptı.
Kurulan stantta bulunan görevlilerden öğrendiğimize göre eğer 45€ verirseniz yanınıza bir şoför veriliyor ve turnuvanın yapıldığı sokaklarda yardımcı pilot oluyorsunuz, eğer 90 € verirseniz şoför siz oluyorsunuz!, eğer 300 € verirseniz bu iç gıcıklayan kırmızı şeytan tüm gün sizde kalıyor!!! Hazırlıklı gelmek lazımmış diye üzülerek oradan ayrılıp limanın önünde dizilmiş binlerce çocuk parkının arasındaki fast-food büfelerine daldık. Her büfede kesin bir döner vardı. Avrupa’da döner çılgınlığı gün geçtikçe artıyor. Onun dışında, Monaco’nun pan-cake’ini gitmeden önce önermişlerdi bana, ancak pan-cake isteyince Belçika usulü waffle geliyor, sakın şaşırmayın! :)
Karnımızı doyurup havayı da kararttıktan sonra artık kumarhanelere doğru yol alma vakti gelmişti. Şehrin ışıklarının büyüsüyle Monte Carlo tepesine tırmanmaya başladık. Yoldan geçen her 3 arabadan 1’inin Ferrari olması sinirlerimizi bozsa da bu asil ve ihtişamlı ülkeye bunun yakıştığında hemfikir olduk. Monte Carlo’ya yaklaştıkça geçtiğimiz sokaklarda dünyaca ünlü tasarımcıların dükkanları da boy göstermeye başladı ; Chanel, LV, Prada, …vs. Bu tasarımcıların vitrinlerinin ülkeden ülkeye inanılmaz farklı temalara büründüğünü rahatlıkla söyleyebilirim. Gözünüz doya doya binlerce ışık huzmesinin arasından Monte Carlo kumarhaneler meydanına varıyorsunuz. Ortada kocaman çeşmeler ve parklar etrafında ise inanılmaz ihtişamlarıyla boy gösteren kumarhaneler… 
Meydana vardığımızda ilk dikkatimizi çeken arkamızdaki çeşmede fotoğraf çekimi olan gelin ve damat oldu. Monaco’da evlenmek…Monte Carlo’da düğün fotoğrafları…Peri masalının kendisine az da olsa tanıklık ettik. Gelin yanımızdan ayrılınca biz de biraz şansımızı deneyelim dedik. Girişi ücretsiz olan soldaki kumarhaneye gittik. Girişte cep telefonları, kamera ve benzeri eşyalarınızı kasaya teslim ediyorsunuz. İçerisi çok çok büyük ve kafa karıştırıcıydı. 
Renkler, ışıklar ve müzik başımızı döndürdü. 1 jeton 2 € idi. Diğer ülkelere kıyasla oldukça pahalıydı yani. Gecenin sonunda kazandıklarımızı da vererek kumarhaneden ayrıldık :) Tren saatini kaçırmamak için acele ettik. Monaco bize çok güzel bir yaşattı ; tarihi, eğlencesi, insanları ve saray asaleti gerçekten görülmesi gereken bir rüya idi. Umarım hepiniz bu rüyayı bir gün görürsünüz…
Bir sonraki gezimizde görüşmek üzere.. . İstanbul’dan sevgilerle Özüm Kasapoğlu
|