Eskiden anlamak ne kolaydı; bir insan melek mi şeytan mı? Hatta fazla şeytan da yoktu etrafta. En fazla bir takım şeytanlıklar düşünebilirdik, bazen de yapardık. Sanki dengeler değişti.
İnsanlar da dengelerin değişmesini kanıksadı. O da ne demek diye sorarsanız, artık öyle bir zamanda yaşıyoruz ki insanlar bariz bir şekilde kötü niyetli olan insanlardan nem kapacağına iyi niyetli görünen insanlardan şüphe etmeye başladı. İyi insanlar o kadar az kaldı ki kendilerine kuşkuyla yaklaşılıyor. Kimsenin o kadar iyi olması mümkün değil ya!
Mutlaka melek maskesinin arkasında binbir plan çeviriyordur deniyor. Ha öyle değilse mutlaka safın, salağın tekidir. İkisinden biri yani. Kesinlikle iyi olma ihtimali yok. Artık ya meleksin ya şeytan gibi bir durum yok. Ya şeytansın ya da ölümlü.
Ama hâlâ en güzeli iyi huylu, iyi niyetli olmaya gayret edip arada keyifli şeytanlıklar yapmak. Konumuz da bunun gibi bir şey işte. “İyi” markaların şeytani yanları. Muhteşem bir tasarımın beklenmeyen detayı.
Gerçi bir McQueen bize hiç bir zaman gül bahçesi vaadetmedi – mesela Dior etti ama Galliano’nun izin verdiği sınırda. JPG’te de bugüne kadar maskesiz bir yüze rastladığımı hatırlamıyorum. Coco her zaman hanımefendilikten yanaydı ama Karl bu hanımefendiliği punkçı ruhuyla yıktı. Vivienne Westwood’dan bahsetmiyorum bile.
Şimdi hep birlikte önümüzdeki sonbaharın koleksiyonlarının şeytani detaylarına bakıp bakıp iç geçirelim. Bu arada göze çarpan trendleri de görebiliriz ve belki bir gün biz de şeytani yönlerimizi böyle göstermeyi öğrenebiliriz.