Berna UyanAdana...
Benim üniversite sınavında Çukurova Üniversitesini kazanıp da geldiğim şehir…okuluma olan hayranlığımdan master yaptığım şehir…şimdi ise yaşadığım şehir…
Benim için çok uzaktı önceleri Adana’da okumak, yaşamak, çalışmak…bana bunu 2000 yılından önce söyleseydiniz gülerdim ve delirdiğinizi düşünürdüm…
Ama hayat her zamanki gibi bana oyununu oynamıştı, ben, yani iflah olmaz İstanbul aşığı kazana kazana Adana’yı mı bulmuştum…
Birkaç defa Adana’ya gelmiştim ve gördüğüm yerleri dolayısıyla sevememiştim, sonra işte üniversite için geldim, önyargı perdesi birkaç ay sürdü ama okulumun güzelliği gözlerimi büyülemeye başlamıştı…susuz bir yerde yaşayamazdım ben zaten, mesela Ankara bana göre değildi…
Adana’da deniz yok ama baraj gölümüz var ve benim okulum o baraj gölüne hakim süren bir tepedeydi…karşısında da ona karşı tepeler var üstelik, yani bir nevi içinden deniz geçen iki kıtalı İstanbul’um gibi Adana’da gölün ayırdığı tepelere sahip…gölün kenarındaki tepelerdeki güzel rüzgarı boğaz esintisi anımsatıyor…sanırım ben bu özelliklerden sonra burada kalabildim…
Adana bir nevi eskiden de söylendiği gibi aslında küçük İstanbul…Ah bir de gölde vapurlarımız olsaydı…tam İstanbul’uma benzerdi o zaman…
Aslında hayatın bana oynadığı oyuna rağmen şanslıyım, çünkü şimdi de Adana’yı tepeden gören mükemmel manzaralı bir Galata Kulesi’nde oturuyorum…inanın abartmıyorum aynen Galata Kulesi manzaralı…yani benim burada yaşayabilmemdeki en büyük etkenler İstanbul’uma benzerliği olan yerlerde yaşamam…ben, bu Galata Kulesini markamın logosuna koymuş, ilk koleksiyonunu İstanbul siluetlerinin çizimlerinden oluşturmuş ve bir İstanbul markası yaratmış bir aşığıyım…varın düşünün artık benim İstanbul aşkımı…
Yıllar önce gazetede okumuştum eğer hafızam beni yanıltmıyorsa, “şehrin kuzeyine yani gölün kenarlarına şehri kaydırmalıyız” diyordu Tayyar Zaimoğlu…kimse anlamamıştı bence o zaman ne demek istediğini…önemli bir turizmci ve şehrin en güzel mekanını, yani Park Zirve’yi gölün kenarına yapan biriydi bunu söyleyen, vizyonu çok genişti…İstanbul’un Reina’sıdır Adana’nın Park Zirve’si…Tahminimce kendisi de iflah olmaz bir İstanbul hayranı…O da benim gibi Adana’nın elindeki bu potansiyel benzerlikleri değerlendirmek istiyor…şehir dediği gibi yıllar geçtikçe kuzeye doğru bayağı bir kaydı ama tabii daha benim vapurlarım ortada yok…
Sonradan Adana’yı sevmeye başladım, buradaki etkinlikler, üniversitenin sosyalitesi, Adana’nın Altın Koza’ları, tiyatro günleri, senfoni konserleri ve özellikle o büyük şehir havası Adana’yı fazlasıyla diğer şehirlerden ayırıyor ve İstanbul’un yoğun etkinlik programına benzerliği yaklaştırıyordu…
Şimdi de benim Galata’mın Moda’sı gelmişti Adana’ya…gitmemem olmazdı zaten, hem bunu yazayım hem de gezeyim dedim ve Adana’mızın ünlü M1 TEPE alışveriş merkezine İstanbul’dan gelip ayağımın tozuyla gittim…
İstanbul’da Galata Moda’dan sonra gerçekleştirilen, Galata Tasarım Festivali’ne katıldığım için Çarşamba günü dönmüştüm İstanbul’dan, cumartesi de Galata Moda Adana’ya yetişebildim…
Öncelikle bir mühendis olarak teknik açıdan incelersem; kesinlikle olabilecek en iyi mekanda yapılıyor çünkü M1 TEPE, Adana’lıların hafta sonları kesinlikle uğradığı ve alışveriş yaptığı bir yer ve hatta biz şakalarımızda “hafta sonu Adana’yı ararsanız M1 TEPE’dedir” deriz…özellikle kışları için, çünkü yazın herkes kaçıyor…
İkincisi modacıların ve ürünlerinin hem sunumu hem de güvenliği açısından çok iyi bir mekan, eşyalarınızı açıkta toplamadan bıraksanız bile hiçbir şey olmayacak bir yer, ki bu çok önemli bir sorundur aslında, bunu, bu tür organizasyonlara katılanlar bilir ki, her gün her şeyi toparlayıp her sabah açmak inanılmaz bir eziyettir…M1 TEPE şehir merkezinin dışında ve bir nevi müstakil bir alanda olduğu için, içine geceleri arabayla ya da yaya girilip geçilen bir yer değildir…
Üçüncüsü oraya gelen herkes %99 olarak alışverişe gelmiştir, bu durum Galata Moda’nın modacılarının koleksiyonlarını daha fazla kitleye ulaştırma düşüncesinin gerçekleşmesini sağlayacak en önemli etmendir ve böylece modacılar Adana’lılara ürünlerini giydirebilecek bağlantı ve alışverişi sağlamış olurlar…
Tabii Gamze Saraçoğlu’nun da aşağıda okuyacağınız üzere Galata Moda’nın ilkiyle üçüncüsü arasındaki farkı anlatırken söylediği gibi; Adana’dakinde de Galata Moda ilkti ve daha İstanbul’daki yoğunluk yoktu, duymayan eminim çok kişi vardı…ve diğerlerinde benim öngörüm İstanbul’dan daha yoğun bir ilgi olacağı…
Tasarımları beğendim ben de herkes gibi, modacıların bazılarıyla birebir olarak konuştum, bazılarının ise temsilcileri oradaydı onlarla sohbet ettik tabii ben konuşurken bile gözüm tasarımlardaydı…
O ürünlere sizlerden daha farklı bir gözle de bakıyorum ben bir tasarımcı olarak; çünkü nasıl bir emekle orada olduklarını anlatmak masal oluyor inanın, o işi yapmanız lazım ki; bu tür işlerin ve özellikle sanatın ne denli gönül işi olduğunu ve ona aşık olmadan bu zorlukları çekmenizin mümkün olmadığını ancak o zaman anlıyorsunuz…yani sadece yaşayan bilir, ben bunu bilir bunu söylerim…
Ve biliyor musunuz o ürünlere fiyat veremiyorsunuz…içinizden satmamak bile geliyor, alıcı tarafından bazı şeyler pahalı gelebiliyor, ki biz de çoğu zaman alıcıyız ve “daha ucuz olmalıydı” diyoruz, ama maliyetler o kadar yüksek ki, fiyatlara çok zor yansıtabiliyorsunuz, ki ben bunu yaşadım hala verdiğim fiyatı az buluyorum, ama alıcının alması için de mecburi kıstaslar oluyor ne yazık ki…
Galata Moda Adana’da ben fiyatlara da baktım özellikle ve bazı ürünlerin fiyatları çok çok uygundu…özel tasarım ürünlerin; bazılarını, normalde alışveriş yaptığımız mağazadaki ürünlerle aynı fiyata, hatta bazen daha ucuza alabiliyordunuz…
Ki bir de, modacıların İstanbul’lardan inanılmaz iş yoğunluğuna rağmen gelip burada bizimle buluşma isteklerine de şapka çıkarmak lazım çünkü başka bir şehirde bir organizasyona katılmanın ne kadar zor ve masraflı olduğunu 15 gün öncesinde yaşadım…
Ben tüm güzel tasarımlarından dolayı, aşkla işlerini yaptıklarından dolayı, Adana’mıza gelip bize de ulaştıklarından dolayı, bana burada Galata Kule’min esintisini getirdiklerinden dolayı…ki bu dolayılar bitmez, modacılarımızın hepsine Adana’lılar adına teşekkür ediyorum…
Kartını aldığım ve maili olan çoğu modacıya mail atarak tasarımlarının fotoğraflarını ve markalarının, koleksiyonlarının hikayelerini rica etmiştim, üç tanesi; Berrin Gönen-LUMAJİİ, Gamze Saraçoğlu, Zeynep Erdoğan-CATZCABARET yolladılar…ve şimdi sizlere onların koleksiyonlarının hikayelerini ve markalarının özelliklerini yine onların ağzından nakledeceğim;
Berrin Gönen…“Son koleksiyonum, erkekler için taptaze bir marka olan Lumajii - loungewear (ev giysileri ve daha fazlası) için tasarlandı. Lumajii, zamanı ''boş''a alıp, dilediğiniz gibi harcadığınız saatlerde; stressiz ve kontrolsüz hissetmek istediğinizde ihtiyaç duyduğunuz giysilerle yepyeni bir giyim tarzı sunuyor erkeklere...olabildiğince özgür ve hoş; dokunup kalitesini hissedebilirsiniz, içine girdiğinizde '' en '' rahat olduğunuz ve kendinizi ifade etmek için extra aksesuarlara ihtiyaç duymadığınız. Koleksiyonun teması KILAVUZ , tamamen doğal 100% pamuk,soya,ipek ve keten karışımlı kumaşlarla çalışıldı. Aslında dünyanın doğusundan birçok kültürün öğelerini içinde barındırıyor ama dışavurumcu değil, zenginliğini içinde-içeriğinde saklıyor tıpkı siyah renk gibi küçük ateşli sürprizleriyle. Kullanılan diğer renkler ise sakin ecru beyazlar, sağlıklı organik yeşil, dingin griler ve toprak kokulu mantar rengi ile birlikte... Karanlıktan ışığa bırakın beni...tüm olanaksızlıkların mümkün kılındığı , herşeyin diğerlerine güzel göründüğü keder ve tasanın bulunmadığı bir yere...sessiz... çok yakın... Kazanmanın ya da yıkılmanın önemsiz olduğu bir anda baharat kokulu rüzgarı farkedeyim yüzüme çarpsın. Ezici rollerin vakti tamamdır...parlak ateş yerini ''kor''a bıraktı... '' Hiç '' bitti... '' Var '' olma zamanı... '' Ben '' gitti... kendim burda artık...” diyor…
Gamze Saraçoğlu…”1. Galatamoda ve 3. Galatamoda arasında çok olumlu gelişmeler var. Hem müşteri ilgisi olarak hem tasarımcıların özel koleksiyonları olarak hem de müşteri memnuniyeti açısından çok yol kat ettik. Biz Gamze Saraçoğlu markamızı değil, alt line olan organic ve doğal kumaşların kullanıldığı “Purely” markamızı sunduk, aksesuar ve kıyafet olarak esprili ürünler hazırladık, çantalar,gece göz bantları,broşlar,örme kolyeler olarak pek çok farklı tasarım ile katıldık. Bu koleksiyonda her yaştan insanın kullanabileceği modeller yer alıyor, gece şık - gündüz spor line olarak kullanılabilecek şekilde dizayn edilen koleksiyonu spor ve rahat giyilebilir olma özelliğinin yanında geceleri şıklığınızı tamamlayabilir özelliğe sahip. Ayrıca aksesuar tasarımı çalışmalarına dernek gönüllülerini de projeye dahil ettik,onların da tasarımlarını da konseptimiz doğrultusunda sergilemiş olduk.” diyor…
Zeynep Erdoğan’ın özgeçmişi “dereceye girdiği İtkib genç stilistler yarışmasının bursuyla 2003 senesinde Milano Domus Academi’de eğitim aldı. Eğitime devam ederken Customization denilen, vintage giysileri transforme ederek urettiği unique urunleri Milano’daki designer storelarda yer almaya basladı. 2006 yılında ise CATZCABARET etiketi ile hazırladığı ilk koleksiyonu ile de İtalya’nın diğer şehirlerinde ve Avrupa’nın başka kentlerindeki designer storlar ile çalışmaya başladı. Çogunlukla vintage ın çeşitli dönemlerinin etkisinde kalarak tasarlanmış street couture denilebilecek tarzındaki giysileri, ironik aksesuarlar takip ediyor ve içlerinde ağır kesimlerle spor kumaşların bir araya gelmesi gibi kontrastlar barındırıyor. Reklam filmlerinde,video kliplerde çeşitli moda çekimlerinde stylistlik olarak çalıştı. Çeşitli Tekstil firmalarına freelance trend araştırması ve koleksiyon tasarımı yaptı.” şeklinde…
Galata Moda Adana’dan notlarım şimdilik bukadar…
Sonuç olarak yeniden vurgulamak istiyorum ki; ülkemizin dünyaya marka sunma ve genç tasarımcıları ve modacıları desteklemek için, “Galata Moda” ve “Galata Tasarım” gibi festivallere ihtiyacı olduğunu ve bu organizasyonların çok önemli olup desteklenmeleri gerektiğini belirtmek isterim…
Biz tasarımcılar ve modacılar da zaten ellerimizden geleni fazlasıyla yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz…
Hepimize bol tasarımlı ve modalı günler diliyorum…
BERNA UYAN
|