|
Modayı sanatın diğer formlarıyla birleştirmeyi hedefleyen NYC 2 IST’in bu haftaki online sohbet konuğu Türk resim sanatının en önde gelen isimlerinden Kezban Arca Batıbeki.
Sizin sanata yönelmenizde aile ortamınızın ne gibi etkileri oldu? Sanatla iç içe bir eve doğdum. Annem de babam da Güzel Sanatlar Akademisi’nde okumuşlar ve sonra Sinema da karar kılmışlardı. Bu nedenle evimiz her disiplinden sanatçıların uğrak yeriydi. Benim de yeteneklerim bu nedenle erken keşfedildi. Üç yaşından itibaren elimde her zaman kağıt, kalem ve boya vardı. Altı yaşında devlet tarafından o zaman yürürlükte olan “Harika Çocuk” programı çerçevesinde Paris’te Sanat eğitimi görmek üzere seçildim. Aynı yıl ebeveynlerimin boşanması nedeniyle ise bu olanağı ne yazık ki değerlendiremedik. Türk resim sanatının şu anki konumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Türk Resim Sanatı, öncelikle İstanbul Bienali’nin ,yurt dışında yaşayan bazı sanatçıların, uluslararası fuarlara katılabilen bazı galerilerin ve sayısı artan özel müzelerin katkılarıyla yavaş yavaş da olsa sesini uluslararası platformda biraz duyurmaya başladı. Yurt içinde ise geçtiğimiz yıllara oranla çok daha hareketli bir Sanat ortamı olduğunu söyleyebilirim. Yine de ağırlıklı olarak satış kaygısı güden, eğitimsiz, bilgisiz ve zevksiz ama parası olan bir grup insana hitap eden bir tür resme hala prim verilmekte olduğunu söyleyebilirim. Buna karşılık genç sanatçılara geçmiş yıllara oranla çok daha fazla şans tanınması da ileriye yönelik umut veren bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Gençlerin sanata daha çok ilgi göstermeleri için neler yapılabilir? Türkiye’de gençler aslında sanatla ilgililer. Ama çoğunun aklı fikri kısa yoldan şöhret olmakta...Bu nedenle özgün ve samimi sanatçıya pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de çok az rastlanıyor. Güzel Sanatlar Fakülteleri her geçen gün artıyor. Ve her disiplinden çok sayıda sanatçı mezun ediyorlar. Müzeler ve galeriler de onların göz eğitimlerinden sorumlular ve en önemlisi ellerinin altında bizim zamanımızda olmayan büyük bir internet gücü var. Ama bu gücü pek çoğu kopya çekmekte kullanıyor ne yazık ki.... Günün hangi saatlerinde resim yapmayı tercih ediyorsunuz? Genel olarak çalışmaya öğlen başlarım ve gittiği kadar gider. İki senedir resim dışında ;kısa film fotoğraf ve yerleştirme de yaptığım için zaman çok belirsizleşti. Bazen sabaha kadar bilgisayar başında oluyorum. Sergilerinizin seyrettiğiniz filmlerden izler taşıdığını biliyorum. Filmlerden başka yaratıcılığınızı besleyen kaynaklar nelerdir? Yolculuklarım ve müzik.... En sevdiğiniz artık hayatta olmayan ressam ve en sevdiğiniz yaşayan ressam kim? Andy Warhol ve Roy Lichtenstein ve henüz hayatta tanrıya şükür Rauchenberg’in Pop – Art Sanatıını başlatmaları nedeniyle başımın tacı olduklarını söyleyebilirim. Yaşayan ise yalnızca bir değil onlarca isim sayabilirim. Bir tek isim vermem diğerlerine haksızlık olur. İstanbul’da bulunmaktan hoşlandığınız mekanlar ve semtler arasında hangileri var? Her zaman söylediğim gibi İstanbul’la aramda aşk ve nefret ilişkisi var. Kaos’u, trafiği, karmaşasıyla bile çok yaratıcı bir şehir. Aslında yeni oluşmuş yerleri dışında İstanbul’un geçmişi olan her yerini severim ve giderim. Seçmek çok zor en iyisi arkadaşlarımızla sıkça gittiğimiz yerleri belirtmek...Sultanahmet ,Kapalıçarşı civarını, atölyemin de olduğu Tünel Asmalımescid’i, Nişantaşı’nı ve Boğaz’ın her iki yakasının sahillerini severim. Mekanlara gelince ; öncelikle gerek konumu ve içindeki Borsa restoranıyla İstanbul Modern, Proje4L Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi, Galeriler ; Beyoğlu; Galerist, Platform, Karşı Sanat, Galeri Apel Nişantaşı; Nev, CAM, Maçka Sanat Galerisi. Restoranlar : Bebek Balıkçısı, Çengelköy İskele Balıkçısı, Tepebaşı Lokanta, Mikla, Wanna, Asmalımescid House Cafe, Flamm, Yakup, Ortaköy, JC’s Jazz Bar, Galatasaray 360, Nişantaşı Tuus, Grissini, Park Şamdan. Kebapçılar Tike ve Develi ,Beyoğlu Markiz pastanesi ,Maslak Kanyon Alışveriş Merkezi Kitchenette, Cezayir, Taksim ve Müzede Çanga, Buz, Ara Cafe, Doğa Balık Kalamış,Divan Brasserie, Eyüp Pierre Loti Kahvesi, Leyla ve Kapalıçarşı’nın içindeki Fes. Tipik bir gününüz nasıl geçer? Sabaha karşı üç civarı yatar ve 9.30 da kalkarım. 12.00 civarı evden çıkar ve atölyeme gelirim. Akşam bazen eve döner bazen arkadaşlarımızla yemeğe veya sinemaya gideriz. Bazen arkadaşlarla atölye civarında öğlen buluştuğum da olur. Şu anki projeleriniz arasında neler var? Şu ana kadar sayısı dördü bulan Kafes projelerimi montajlayarak 12 dakikalık kısa film yapmak için sinopsis hazırlıyorum. Kasım sonu bir önceki kısa filmim “I Shot Andy Warhol in Istanbul” adli kisa filmimle 17 Kasim'da Haydarpasa Garı’nda açılacak olan "Buradan cok uzakta = Bir kamusal alan projesi" başlıklı Çağdaş sanat sergisi'ne,15 Kasım'da ise Piramid Sanat Merkezi'ndeki "Ağır İşler" adlı karma sergiye katılıyorum.İstanbul ve Ankara’daki iki galeride karma sergilerimiz devam ediyor. Ve yeni projem fotoğraf üzerine.... NYC 2 IST modayı sanatın bütün formlarıyla birleştirmeyi hedefleyen bir dergi. Sizin modayla aranız nasıl? Vazgeçemediğiniz markalar var mı? Modayla çok ilgilendiğimi söyleyemem. Pantolon, ayakkabı ve kolye hastasıyım.Tam tersi çok moda olan şeylere herkesin üzerinde olduğu için tepki gösterdiğimi bile söyleyebilirim. Herkeste olmayan şeyleri severim bazen denk düşer, moda olur, o ara ister istemez modaya uymuş görünürüm. Günlük giysilerimde marka merakım yoktur. Marka olarak favorim Girbaud’dur. J.P.Gaultier’ yi de çok severim. Japon modacıları da beğeniyorum ama kendime pek yakıştıramıyorum. Bizimkilerden Dice Kayek’in çizgisini kendime yakın buluyorum. Joseph ‘in pantolonları kalıbı tam bana göre olduğu için vazgeçilmezimdir. Eğer çok beğendiğim bir şeyse marka olsa da olmasa da alırım. Ve bu markaları, sıradan tamamlayıcı giysiler ve ucuz ama kimsede olmayan takılarla süslemeyi severim Sırada Marcel Proust’un anketinden yola çıkarak hazırladığımız sorular var. Sık sık kullandığınız bir sözcük var mı? Varsa nedir? Arkadaşlarıma ve eşime taktığım saçma isimler ya da tanımlar dışında sanırım yok. En büyük lüksünüz nedir? Sabah 9 akşam 5 çalışmak zorunda olmamam. Felaketim olurdu. Şu anki ruh haliniz nasıl? Hava berbat !..Kasım ayında, sulu kar yağıyor ,köprüden nasıl geçeceğimi düşünüyorum. Kışı hiç sevmem. En büyük korkunuz nedir? Fare ,böcek ve sürüngenler. Karakterinizin en belirgin özelliği nedir? Neşeli ve takıntılı olmayışım sanırım.Haa bir de kararsızlığım. En sevdiğiniz yazarlar kim? Ressamlar gibi onlardan da pek çok isim var. Yerlisi,yabancısı ve farklı içerikleriyle....Ama güncelliği nedeniyle belirteyim Evet ! ben bir Orhan Pamuk okuyucusuyum ve tüm kitaplarını da Cevdet Bey ve Oğullarından başlayarak seviyorum. Kezban Arca Batıbeki’ye bu keyifli sohbet için çok teşekkür ediyor ve başarılarının devamını diliyorum. Başka bir online sohbette görüşmek üzere, New York’tan sevgilerle Rana Solaker
Bu röportajın tüm hakları NYC 2 IST e aittir, izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |