30’umda da, 40’ta da, 60’ta da. ..Yaşınıza göre giyim rehberi
Kalıplar...
İnsanların bir örnek olması için yaratılan kalıplar.
Sürüden ayrılmaya cesaret etmelerini önlemek için icat edilmiş kalıplar.
Nedense daha ziyade kadınları bastırmak için yaratılmış kalıplar.
Oldum olası hepsinden nefret ettim. Kalıplara girmedim, yakın bir zaman içinde girmeyi de planlamıyorum. Bu yüzden yalnız kalmadım mı? Kaldım. Hem de nasıl. Peki mutsuz muyum? Hayır. Kalıplara girdiğim takdirde olacağım kadar mutsuz olmam her halikarda imkansız. Bugün sadece modadaki kalıplardan söz etmek istiyorum. Yaş ve giyinmek söz konusu olduğunda yaratılan kalıplardan. Özellikle modada bunun yapılmasına ayrıca şaşırıyorum çünkü moda bir sanat. Sanatsa başkaldırı demek. Kimse Picasso’ya “Onun gözü çenesinde değil, burada olur”u kabul ettiremedi, kimse Dali’ye zürafa bacaklı fil olmayacağını söyleyemedi, kimse Klimt’e “onun oranı öyle değil, böyle olur” diyemedi. Ama Klimt renklerin uyumunu, Dali dünyada olan bitenin tuale nasıl yansıtılacağını, Picasso psikolojiyle sanatı buluşturmayı herkesten iyi biliyordu. İşte o zaman kahveyle mor yanyana gelebiliyordu, yumurtadan kaplan çıkabiliyordu ve isteyenin gözü beğendiği yerde olabiliyordu. Bunun için herbirine deli dendi ama yaptıkları işlerin bir dehanın ürünü olduğunu anlamak çok zor değildi, hala da değil. Çünkü sanat aynı zamanda estetik demek. Her ne kadar sanatın bünyesi kalıpları kabul etmese de sanatın estetiğini koruyan her bir sanatkarın kendi otokontrolüdür.
Sizin de tualiniz, bedeniniz. Neyse ki bu tual tek kullanımlık değil. Yaşınız ilerledikçe estetiğini koruyabilecek tek kişi sizsiniz. Zevk sahibi olmanız çok önemli ama otokontrolsüz zevk işe yaramaz. Estetiği korumaya genç yaş ve güzel elbiseler yetmez. Fizik tabii ki önemli (burada kastedilen incelik değil, orantıdır) ama psikoloji, karakter ve endamın da rolü var. Ama biraz da deli olun.
Peki tamam. Nasıl giyinelim yani? Yaş ilerledikçe desenlerin azaltılması, renklerin nötrleştirilmesi, saçların kısalması gerektiği söylenir. Tırnaklar renksiz cilalı, saçlar daima bakımlı olmalıdır. Kürk giymek ve ağır mücevherleri taşımak kolaylaşır. Çünkü artık bunları giyerek daha ucuz değil, daha güçlü görünebileceğiniz yaşlara ulaşmışsınızdır. İşte bu bir kalıptır. 20’li yaşlarınızda giyebildiğiniz kadar mini etek giymelisinizdir çünkü 30’lara gelince mini eteğin başkalarına vermesini istemediğiniz binbir türlü mesajı vardır. İşte bu bir kalıptır. 50 yaşınızda belinize kadar saçınız varsa, 60’ınızda göğüs dekoltenizi gösteriyorsanız vay halinize. İşte bunlar birer kalıptır.
Sizlere yaş ve giyinmek konusunda verebileceğim tek bir tavsiye var: Estetik olmak tek hedefiniz olsun. Estetik olduğunuz sürece her şeyi giyebilirsiniz. Ama estetik olmakla ilgili unutmamanız gereken bir nokta var. Estetik olmak demek güzel görünmek demek değil. Karakteriniz ve duruşunuz, hayattaki yeriniz de bunun arkasında olmalı. 20 yaşında sahip olduğu vücuda 50 yaşında sahip olan şanslı – ve nedense sempatiyle yaklaşamadığımız – kadınlar var, mini etek giyiyorlar. Harika duruyor...eğer o etek düz siyah bir etekse. 20 yaşındaki kızının üstündeki fuşya mini etekle yarışan civciv sarısı bir mini etekse değil. 50’sinde 30 hatta 60’ında 30 görünmeyi başaran bir çok kadın var. Bunu başarabilmelerinin tek nedeniyse giyinirken bunu amaçlıyor olmamaları. Onlar sadece giyiniyorlar, giyinirken de aynaya bakıyorlar...dev aynasına değil. Bunu en iyi başaranlardan biri Paris Vogue’un editörü Corine Roitfeld. 51 yaşında olduğuna inanabiliyor musunuz? Onun en büyük şansı fiziği deyip geçmeyin sakın. Bize gerçek kadınlardan örnek ver diyebilirsiniz. Roitfeld – çok kısa bir süre yapmış olsa da - manken değil, Roitfeld 30 yaşında da değil. 50’sini geçmiş bir dergi editörü. Benim düşüncem Roitfeld bu fiziğe sahip olmasaydı da, bu kadar iyi görüneceği yolunda. İşte bunu göstermek istiyorum. Aynı yaşta onun fiziğine sahip olup maymuna dönen kadınlar olduğunu hatırlatmak istiyorum.
Bir diğer yıllanmış şarap Amerika Vogue’un editörü Anna Wintour, hani meşhur “Şeytan Prada” giyer. 62 yaşında. Onun da en büyük avantajı fiziği diyebilirsiniz ama tarzının, zevkinin hiç mi payı yok dersiniz? Çevrenizde 62 yaşında bu fiziğe sahip her kadın böyle görünüyor diyebilir misiniz yani? Koyu yeşil kloş bir eteğin üstüne fıstık yeşili bir triko takım giymeyi akıl edip “bob” kesim saçlarıyla bu kadar tarz görünmek için zayıf olmak gerektiğini kimse söyleyemez.
Sharon Stone’un da 50 yaşında iyi bir örnek olduğunu söylemek lazım. Ancak - 40 yaşını geçen her kadın gibi - özgüveni yerinde, hayattaki duruşunu bilen bir kadın kocasının beyaz gömleğinin altına siyah bir etek geçirip bir ödül törenine gidecek cesarete sahip olabilirdi.
Dore bir trençkotu 50’sinde giymekle 20’sinde giymek arasındaki farkı görüyorsunuz.
Aristokrat tarzını her ne kadar beğenmesem de Carolina Herrera 70’ine merdiven dayamış bir fıstık.
Buyrun size 60’ında, büyük beden “gerçek bir kadın”: Donna Karan. Onun otokontrolünün sırrı: tek parça ve tek renk.
Aysel Gürel ve Günseli Kato gerçek kadınlar namına Türkiye’den verebileceğim en güzel örnekler. Yaşlarına göre “göründüklerini” düşündüğüme inanamayabilirsiniz. Ama Aysel Gürel’in karakterini, yaptığı işi, insanlarda bıraktığı etkiyi düşündüğünüzde de mi katılmıyorsunuz fikrime? Her ikisi de yaşlandıkça klasik bir tarz benimsemek zorunda olmadığınızın en iyi örnekleri. Aysel Gürel avangard tarzını yıllara karşı mükemmel bir şekilde korumuş, şahane bir kadın. Aysel’in yurtdışı şubesi ise tartışmasız Anna Piaggi.
Daha gerçeklerine gelince The Sartorialist’in lensinden yansıyan bazı kadınları paylaşmak istiyorum sizinle. Yaş ve giyinmekle ilgili hiç bir kalıba oturtulamayacak kadınlar... Eminim 70’ini geçmiş ama o pileli eteği, 50 denye ten rengi çorap yerine giydiği beyaz opakları ve o muhteşem kürküyle takım beresiyle bir nineden ziyade şık bir kadına baktığımı hissettiriyor bana. Diyorum ya estetik için kalıplar geçersiz. Bembeyaz saçlarıyla olduğundan daha yaşlı mı yoksa daha genç mi görünüyor? Siz karar verin.
Yaş ilerledikçe trendleri arkanızda bırakın. İşte bir kalıp daha ve platformlu YSL’leri ile bu kalıbı yıkan bir Parisli.
Buraya kadar yaş ayrımı yapmadan geldik. Orta yaşın üstündeki kadınlar için söylediklerimizin hepsinin orta yaşın altındaki kadınlar için de geçerli olduğunu söylemek mümkün. Genç, güzel ve düzgün fiziğe sahip olmanın iyi giyinmenin garantisi olmadığını hepimiz biliyoruz. Bunun en iyi örneği, değil annemin, babaannemin gardrobunda bile görmeyeceğim döpiyesler giyen Katie Holmes. Bunları giymek için daha çok vakti olduğunu bilmiyor mu bu kadın? Olduğundan yaşlı görünmeye çalışan Holmes’a tam zıt köşede genç görünmeyi çıplaklıkla karıştıran Mariah Carey var:
Gerçekten hiç mi kuralı yok bu işin? Kural mıdır bilemem ama bir gerçek var ki “karıştırmak” istiyorsanız 20’leriniz en doğru zaman. Anna Piaggi, Aysel Gürel gibiler bunu yapmak için 70’inize kadar beklememenizi öneririm;bu konuda onlar kadar becerikli değilseniz 20’li yaşlarda geçirdiğiniz bir faz olarak kalması sizin iyiliğinize olur.
Bu şekilde 20’inizde “yaratıcı”, 30’unuzda “avangard” görünebilirsiniz. 40’ınızda veya 50’nizde nasıl görüneceğinizi bilemem...görmem lazım.
İstediğiniz farklı formlarla oynamaksa 30’lar en iyi zaman.
40’larsa aksesuarların gücünü keşfetmeye başlayacağınız yıllar. Artık kıyafeti değil, kendinizi taşımak isteyeceksiniz. Bunun için fokusu tek parçaya vereceksiniz.
(Tüm sokak fotoğrafları için The Sartorialist’e teşekkürler.)
Yeter ki...
20’lerinizde kadınlığınızı keşfetmeye başladığınızı yansıtacak şekilde giyinmeyin. 30’larınızda ise yeni keşfedilmiş kadınlığınızla yüzyılın güç simgesi olduğunuzu sandığınızı gösteren kıyafetlerden uzak durun. Kimsenin çocuk da yaparım kariyer de şarkısını söylediğini duyuyor musunuz? O günler geçmişte kaldı.
Ama 40’lar farklı. 40’lar artık gövde gösterisi yapmaya ihtiyaç duymadığınız yıllar, bu rahatlığınız da giyiminize yansıyacaktır. Sonra gelsin yeni 40 olan 50’li yaşlar, 60’lar.
Gerçekten hiç mi kuralı, kalıbı yok bu işin diyorsanız aklın – ve gönlün – yolu bir olan bir iki fikir sıralanabilir:
-Yaşınızdan genç görünmeye çalışmayın. Nam-ı diğer kızınızla yarışmayın. -Yaşınızdan büyük görünmeye çalışmayın. Nam-ı diğer annenizle yarışmayın. -Vücudunuzu ve yüzünüzdeki – göğüs ve boyun dekoltenizdeki – çizgileri tanıyın. -Yaşla birlikte kürk, gerçek ve büyük mücevher, lame/dore tasarımlar gibi iddialı parçaları giyme hakkını kazandığınızı unutmayın. Bunların hepsi doğru zamanda giyilmediğinde başınıza dert açacaktır. -Zamansız giyinmeye çalışın. -İlla trendlere ayak uyduracağım derseniz bunu aksesuarlarla yapın. -Size fiziksel ve ruhsal rahatsızlık veren hiç bir şey giymeyin. -20’nizde, 30’unuzda tarzınız ne olursa olsun yaşınız ilerledikçe onu koruyabilirsiniz. Yeter ki korumanız gerekenin tarzınız olduğunu bilin, giysileriniz değil. -Yaşınız ilerledikçe, hayatınızdaki rolleriniz değiştikçe tarzınızın değişebileceğini unutmayın. Bu durumda sadece kendiniz olun. Kendiniz olmak farklı olmak anlamına gelse bile kendiniz olun. -20 yaşında kendini şaşmışlığın verdiği nedensiz mutlulukla, 30 yaşında 40’ınıza yaklaşmanın verdiği güvenle, 40 yaşında sonunda kim olduğunuzu bilmenin gururuyla, 50 yaşında içinizin rahatlığıyla, 60’ından sonra gerçek mutlulukla gülümseyin. Çünkü ne giyerseniz giyin hayatınızdaki tek dert yüzünüze koca bir gülümseme yerleştirebilmek olmalı.
|