Bir bakışta anlamış olmanız lazım, Sevgililer Günü yazısı bu. Ve bir yazı içinde bu günü her yönü ve ayrıntısıyla öyle bir ele alacağım ki siz bile şaşıracaksınız.
Evet bir Sevgililer Günü yazısı bu. Son yıllarda taş atmanın pek bir moda olduğu Sevgililer Günü. Tüketim toplumu yaratmaktan başka hiç bir amaca hizmet etmediği söylenen, sevgilisi olmayanları sefil hissettirdiği iddia edilen Sevgililer Günü’nün kutlanmasını istemeyenler artık hiç de azımsanacak sayıda değil.
Kutlayanların bile yakındığı konular var. En meşhuru “ne alacağım?” derdi. İkinci ve daha az rağbet edileni Sevgililer Günü’nü kırmızılar, kalpler, çikolatalar, pembeler, güller içinde geçtiği için vıcık vıcık ve yapış yapış bulanlar.
Şimdi Sevgililer Günü’yle ilgili aklınızı kemiren tüm bu olumsuzlukları silip atacağız. Yerlerine cicilerini koyacağız. Derin bir nefes alın...şimdi verin...verirken “Ommmmmm” sesi çıkarmayı unutmayın. Okumaya başlayın.
Sevgililer Günü’ne karşıyım diyenler...
Tüketim toplumuna hizmet, kapitalizm meyvesi, vs. diyenler. Sevgililer Günü’nde (artık ilişkinizin türü neyi gerektiriyorsa) sevginizi hissettirmek, göstermek, ispatlamak için mutlaka bir şey mi satın almak lazım? Hayır. Ufak ve hiç bir şey satın almadan yapılan jestlerle de bugünü değerlendirmek mümkün değil mi? O halde, bu bir bahane olarak kabul edilemez.
“Ama sevgi çok yüce bir duygudur, bir güne sığdırılamaz, hediyelerle ifade edilmesi çok yoz bir durumdur” derseniz daha üzücü bir durum. O zaman içimden şöyle bir soru sormak gelir “Demek ki siz sevdiğinize sık sık onu sevdiğinizi söylüyorsunuz, gönlünü okşamak için bir gün değil, her gün, her gün değilse de sık sık onu hediyelere boğuyorsunuz, her zaman onu sevdiğinizi gösterecek şekilde davranıyor, yanında oluyorsunuz. Hiç bir zaman duygularınızı dışa vurmakta zorlanmıyorsunuz, sürekli sevgi, şefkat göstermek sizin için çok kolay çünkü bu kadar açık gönüllü olmanızı sağlayan sağlıklı ve örnekleriyle dolu bir çocukluk ve/veya deneyimler yaşadınız.” Aynen böyle değil mi? Lütfen öyle olduğunu söyleyin aksi takdirde bu bahanenin arkasına saklananların ikiyüzlü olduğunu düşünmekten başka çare kalmıyor. Eğer dediğim gibi yaşamayıp da hâlâ çıkıp Sevgililer Günü’ne bu şekilde laf atıyorsanız, ben de bunun Sevgililer Günü için uydurulmuş en kötü bahane olduğunu düşünüyorum.
St.Valentin’e gelelim. Belki iyi bir insan, belki çok faydalı işler yaptı. Bu bile anılmaya değmez mi yani?...gibi anlamsız bir laf etmeyeceğim tabii ki. Evliliğin yasaklandığı bir dönemde canı pahasına insanları evlendirmeye devam ettiği için idam edildiğini de hatırlatmayacağım. Tek diyebileceğim sadece sevginizi ifade etmeniz üzerine kurulu bir günün nereden çıktığı neden bu kadar önemli? Hem gerçek anlamda bu adamcağızı anmak üzere aktivitelerde bulunduğumuz da söylenemez.
Sevgilisi olmayanlar...Vah, vah, vah. Bazen dergilerde, köşe yazılarında sırf bu “sözde” zavallılar üzerine Sevgililer Günü yazısı yazıldığını görüyorum, inanamıyorum. Bu insanların bir tek o gün mü sevgilisi yok? Başka günler var mı? Sevgililer Günü’nde etraftaki mutlu sevgilileri çeşitli aktivitelerde görüyorlar da diğer günler bu çiftler evlerinden çıkmıyor da mı görmüyorlar? Lokantalara gidip romantik yemekler yiyen çiftleri görmüyorlar mı? Sadece Sevgililer Günü’nde mi görme ihtimalleri var? Herkese hediye alınıyor da onlara mı alınmıyor diye üzülüyorlar? Nedir yani? İnanın, dert hediyeyse sevgilisi olup da hediye almamak yalnız olmaktan daha üzücü bir durum. Neyse yani en önemsiz bahane bu olduğu için üstünde daha fazla durmaya gerek yok.
Kutlayıp da dert yananlar...
Gelelim kutlayanların dertlerine. “Ne alacağım?” derdine birazdan çözüm getireceğiz. Önce Sevgililer Günü’nün vıcık vıcık olduğuna inananlar... Bugünlerde hepimiz (ki artık erkekler dahil) ilişkilerin yozlaştığından, herkesin çıkar için birilerini istediğinden, ortalıkta doğru düzgün adam/kadın olmadığından, eski aşkların kalmadığından, her şeyin yüzeysel, her şeyin cinsellikle ilgili olduğundan bahsediyoruz. Eskiler cinsellik aramıyorlar mıydı yani? Onları sadece romantizm mi ayakta tutuyordu? Kimse bu dünyaya romantizmle gelmedi arkadaşlar. Onların çocukları olarak bunu en iyi biz bilmeliyiz. Dolayısıyla o zaman da bir aksiyon vardı ama romantizm de vardı ve romantizm küçük görülecek bir şey değildi. Eski aşklarla ilgili bir şey söyleyeyim size. Onların gülleri vardı, koca koca çikolata kutuları vardı, kırmızı iç çamaşırları vardı. Kalpleri, gülleri banal ya da çocukça bulmuyorlardı. Nedir bu eskilerle ilgili yarattığınız hayaller ülkesi yahu? Onlar gibi mi olmak istiyorsunuz? Hem onları ahlar vahlarla anıyorsunuz hem onlar gibi olmayı gerektiren şeylere burun kıvırıyorsunuz. Gül yapraklarıyla örtülü bir yatakta sevişmek çok zor bir şey değildir eminim; vıcık vıcık hiç değildir. Güller güzel kokar, çikolatalar lezzetlidir, keman sesi güzeldir, kırmızı – bilimsel olarak ispatlandığı üzere – kışkırtır, davetkardır, kalpler sevildiğini gösterir. Bunların hepsini kullanın, ayıp değil korkmayın. Banal hiç değil. Banal hep kullanılan, miladını doldurmuş şeyleri tekrar tekrar kullanmaya denir. Siz bir yılda kaç kere gül alıyorsunuz, kaç kere güzel bir vals dinliyorsunuz, o diyetiniz yüzünden kaç kere çikolata yiyebiliyorsunuz? Gördünüz mü, banal de değil.
Evet, artık Sevgililer Günü’nün tadını çıkartabiliriz sanırım. Hem de hiç bir şey satın almadan...eh belki çok masraflı olmayan ufak şeyler olabilir; bu da en çok tüketim toplumu düşmanlarının işine yarayacak :)
Mektup yazın.
Artık ilişkinizin bulunduğu duruma göre gönlünüze ne geliyorsa yazın derim. Kalbini mi kazanacaksınız yoksa gönlünü mü almaya çalışacaksınız bilemem, belki de sadece o gece için baştan çıkaracaksınız ama “pembe” kağıtlara yazılıp dudaklarınızla mühürlenmiş bir mektup herkesin gönlünü okşayacaktır. Ve o mektup, içinde yazanlar kadar değerli olacaktır.
İlişkisi uzun yıllara dayalı olanlara önerimse eski mektupları çıkarsınlar. O askerdeyken, siz yurtdışında yüksek lisans yaparken, istemeden ayrı kaldığınız günlerde birbirinize yazdığınız aşk mektuplarını çıkarın. Açın şarabınızı, mektupları birbirinize okuyun. Tükendiyse tutkunuzu hatırlayın, kırgınsanız gönlünüzü alın.
İşyerine çiçek yerine...
...kalbinizi gönderin. Gül yaprakları içinden çıkan “dikkat kırılır” etiketli bir kalp hem bir hediye hem de zamanına göre doğru ve anlam yüklü bir mesaj olacaktır. Bir de kalp çikolatadan olursa...
Çikolata her zaman doğru seçim...
İster kutuda, ister yatakta sürpriz yapmak adına hiç ama hiç farketmez. Kadınlar çikolata sever, erkekler de sever. Sevmese bile çikolatanın görüntüsü bile güzeldir, ona tav olur. Yeter ki süslü bir şeyler olsun:)
Sabah kahvaltısının cılkını çıkarın
Öncelikle işi arayıp hastayım deyin. Sonrasını biliyorsunuz: kalp şeklinde pancake’ler, yumurtalar, peçeteler, çiçekler, vıcık vıcık vıcık :)
Sonra içeri geçin DVD’ye “Must Love Dogs”u koyun ya da “Notting Hill”i, pek tabii ki kalpli kahvenizle keyfini çıkartın. Kahvenin köpüğünü bu hale getirmek için uğraşmanız bile günün en tatlı hediyesi olacaktır. Bir de kalp yapmayı becerdiğinizi düşünün!
İşi asamıyorsanız...
Günün sürprizlere gebe olacağı mesajını daha gün ağarırken verin ve akşama kadar heyecanın en yüksek noktaya gelmesini sağlayın. İşe önce giden siz değilseniz bile o gün erken kalkın, minik hediyenizi – artık gül müdür, çikolata mı, not mu – bırakın ve kaçın.
Akşam için bakınız diğer öneriler :)
Erkeğin kalbine giden yol...
Hemen bugün güzel bir kurabiye tarifi bulun. Sevgililer Günü’nden bir kaç gün önce bulmuş olmanızda fayda var ki bir iki defa alıştırma yapın. İnanın kurabiyenin kıvamını tutturmak pilavınkinden bile zordur. Kurabiyeleri nasıl sunacağınız size kalmış ;)
Günün jestini yapın
Ondan uzaktayken de kalbinizin kime ait olduğunu haykırın. Özel yaptıracağınız bu tişörtle bütün gün ortalıkta dolanacaksanız sevgilinizin bildiğinden emin olun. Yoksa tüm şaklabanlığınızın boşa gider:)
Her yerde aşkı görün, kalpleri görün, hiç banal değil
Şu meşhur cep telefonu reklamında olduğu gibi her yerde aşkı görün. Hatta o reklamdan kopya çekin, size aşkı ifade eden her şeyin resmini çekin ve gün boyunca onu güzel mesajlara boğun.
Bir tek bunu yapmayın...lütfen
Kimse iş masasının üstünde ve 15 yaşından sonra yumuşak bir oyuncak istemiyor inanın bana. Resimdeki kadın çok mutlu görünebilir ama ona gül demişler de gülmek zorunda kalmış :)
Hepinize şahane ve romantik ve mutlaka vıcık vıcık bir Sevgililer Günü diliyorum ve Beatles’dan “All we need is Love”ı hepinize armağan ediyorum.
All we need is love, love, love Love is all we need.