ADnet Reklamları Siz de reklam verin
Uzakdoğu İncileri Bölüm: 3 Yazdır E-mail
Yazar Özüm Kasapoğlu   
Pazartesi, 21 Ocak 2008
Sample Image 

 Özüm Kasapoğlu'nun Uzakdoğu gezi günlüğüne kaldığımız yerden devam ediyoruz. 


Uzak Doğu İncileri 1. Bölüm İçin Tıklayın
 Uzak Doğu İncileri 2. Bölüm İçin Tıklayın

Bugünün serbest gün olduğunu biliyorduk o yüzden hepimizde bir rahatlık vardı. Sabah gözümü açtığımda saat 10’u geçiyordu, hemen yataktan fırladım çünkü kahvaltı saatini kaçırmıştık. Üzerimize ne bulduysak geçirdik ve hemen aşağıya koştuk. Şefe yalvar yakar 15 dakika müsaade istedik ve sağ olsun o da verdi. Hızlı bir kahvaltının ardından odalarımıza çay keyfi yapmaya çıktık. Bugün neler yapalım diye konuştuk ve bu sefer taksi kullanmadan yürüyerek Bangkok’u gezmeye karar verdik.

Fransiz Mimarili Saray
Fransiz Mimarili Saray
Otelimiz aslında şehir merkezindeydi ama burası büyük bir şehir olduğundan alışveriş merkezlerinin olduğu bölgeye gitmek yürüyerek en az 20 dakikamızı alacaktı. Otelden çıkıp biraz yürümeye başladık ve hepimizin dikkatini hemen bir şey çekti; koskocaman plazaların, lüks otellerin hemen yanında barınak gibi tahtadan hatta kartondan evler vardı. Çarpık kentleşme İstanbul’dakinin 5 katı diyebileceğimiz boyutta. Ama bu insanları hiç rahatsız etmiyor. Çünkü onların inancına göre şuan ki hayatında zengin olan biri önceki hayatında demek ki çok iyi bir insanmış, o zaman ben de bu dünyada iyi olursam, kimsenin malında gözüm olmazsa öbür hayatımda ben de zengin olurum şeklinde düşünüyorlar. Bu sebeple hırsızlık yok denilecek kadar az. Herkes birbirine saygılı. Bir de ne kadar fakir olurlarsa olsunlar mutlaka evlerinin bahçesinde buda heykeli oluyor. İnançlarına ve kültürlerine bu kadar bağlı olmaları beni çok etkiledi doğrusu.

Tapınak Kubbesi
Tapınak Kubbesi
Yolu yarılamışken bir alışveriş merkezinin önünde bir ayin yapıldığını gördük. İnsanlar toplanmıştı hem dans gösterisi vardı hem de buda heykeline tütsüler yakılıp dualar ediliyordu. Biz de hemen katıldık kalabalığa. Çok renkliydi ve bir o kadar ciddiydi. Plansız bir şekilde böylesine bir olaya tanık olmak hepimizi çok mutlu etmişti. Ayin bitti ve herkes dağıldı, biz de yürümeye devam ettik. Bu arada ara sokakları, sokak satıcılarını, esnafı inceliyorduk. O an Bangkok’u tam anlamıyla yaşadığımı hissettim. Kesinlikle bir şehri tanımanın en güzel yolu sokak sokak yürümek. Herkese tavsiye ederim.

Thai Mimari
Thai Mimari
20 dakikanın sonunda bizi ilk Central World alışveriş merkezi karşıladı, buraya girdik ve dolandık, bir katı sadece ayakkabı satıyor ve çok güzel aynı zamanda inanılmaz ilginç ayakkabılar bulabilirsiniz burada. 2 saat sonra kapıda buluşup asıl hazineye yani MBK’ya doğru devam ettik yürüyüşümüze. Bu arada Bangkok şehrinin trafiği İstanbul’dan beter, bu sebeple olacak ki şehrin neredeyse tamamının ulaşımı üst yollar yani üst geçitlerin daha büyük daha genişleriyle sağlanıyor. Altta arabalar aynı yolun tam üstünde siz yürüyorsunuz. Buna bağlı bir de raylı sistem var. Her alışveriş merkezinin de bir üst bir alt girişi var bu yüzden. Geçen sefer MBK’ya üstteki girişlten girdiğimiz için alt katı keşfetmemiz zaman almıştı, şimdi bunu bilerek ilerlediğimiz için doğrudan alt kata indik. Buarada yolda annem sigara içiyordu ve MBK’ya girmeden önce üst geçitte gördüğü bir su birikintisine sigarasını atıp söndürdü. Biz ilerliyorduk ve birden arkamızda annemin olmadığını fark ettik. Bir baktık ki polis annemi almış bir şeyler diyor. Hemen koştuk, annem sigarayı suya attığı için anneme 1000 baht ceza kesmek istedi, sonra turist olduğumuz için kesmedi. Bu konuda ne kadar hassas olduklarını görünce çok şaşırdım çünkü yollar sanıldığı gibi tertemiz değildi. Ama yine de haklı olduklarını düşünerek bir şey demedik ve keyfimizi kaçırmadık, bize ders oldu.

MBK’da saatlerce dolaştık, saatlerce alışveriş yaptık hem de çok çok ucuza. Sonra akşama yine alt kattaki supermarketten yiyecek alışverişi yapıp otelimize döndük. Önce yemeğimizi yiyip sonra bavullarımızı hazırladık. Tabi ki hiçbirimiz bavullara sığamadık!Elimizde bir sürü poşet kaldı. Keşke bavul alsaydık diye dövünüp durduk ama yapacak bir şey yoktu. Ertesi gün önce Grand Palace’ı ziyaret edecek ve ardından Pattaya’ya doğru yola çıkacaktık. Yeni bir yer görecek olmanın heyecanı, Bangkok’da yaşadığımız 3 günün keyfi ve huzuruyla yataklarımıza doğru yol aldık…

 

Bangkok’dan Ayrılış

4. Gün

Altin Tapinak
Altin Tapinak
Sabah erkenden kalkıp odayı boşaltmak için son kontrollerimizi yapıp valizlerimizi teslim ettik. Bizi almaya genç bir Taylandlı çocuk gelmişti. Çok yardımsever ve çok güler yüzlüydü. Ayrıca yanında bir de yerel rehber vardı çünkü bugün Grand Palace’ı gezmeye gidecektik. Yabancı rehberlerin saraya girmesi yasak o yüzden muhakkak yerel rehber olmalı. Bu durumu bilen Türk rehberimiz bizi ilk başta saraya götürmek istememişti, her yer taş toprak bir şey yok orada görebileceğiniz demişti. Ama ben önceden giden arkadaşlarımın fotoğraflarında gördüğüm için biliyordum mutlaka gitmemiz gerektiğini. Kendi giremediği için yerel rehber ayarlamak da zor geldiği için genelde oradaki Türk rehberler bu şekilde sizi caydırmaya çalışıyor. Ama sakın kanmayın çünkü Grand Palace’ı görmeden Bangkok’dan ayrılırsanız daha sonra çok eksik ve çok üzgün olursunuz benden söylemesi!

Altin Kubbe
Altin Kubbe
Grand Palace hakkında söylemem gereken diğer bir önemli nokta ise ziyaret etmek için belli başlı kurallara uymanız gerektiğidir. Krala duyulan saygıdan ötürü kesinlikle açık ayakkabı ile giremezsiniz. Bunun yanında kesinlikle bacaklarınızın görünmemesi gerekiyor. Üstünüzde de aynı şekilde dekolte ya da askılı bluz olmamalı. Bizi rehberimiz bu konuda uyardığı için kurallara uygun giyinmiştik ama bir sorun vardı. Hava çok sıcak olduğu için kimse yanında pantolon getirmemişti. Bu yüzden biraz panikledik ama rehberimiz bizi hemen yatıştırdı çünkü sarayın girişinde bir giysi odası var, oradan size yöresel uzun etekler veriyorlar, 100Baht depozito veriyorsunuz çıkışta etek teslimi karşılığında paranızı geri alıyorsunuz. Bu konuyu da aydınlatınca Grand Palace’a doğru yola çıktık ve huzur dolu otelimizi arkamızda bıraktık…

Asker
Asker
Grand Palace’a giden yola Kral Yolu deniyor. Burası çok uzun yıllar boyunca halkın kullanımına kapalıymış. Bu sekiz şeritli kocaman ve uzun yolun iki tarafı önemli binalarla kaplıydı. Örneğin parlamento binası gibi. Kral bu saraydan taşındıktan sonra yol halkın kullanımına açılmış. Yolun başlangıcında hemen bizi Demokrasi Anıtı karşıladı. Bu anıtın yapılış amacı ise Tayland’ın yeryüzündeki en demokratik ülke olduğunu vurgulamakmış. Çünkü Tayland kurulduğu günden bu güne bir çok kez askeri darbe görmüş ama hiçbirinde zor ya da silah kullanılmamış ve insanlar günlük hayatlarına darbe olduğunda da devam etmiş. Tayland hiçbir zaman savaşa katılmamış. İç savaş da yaşamamış. Gerçi son yıllarda nüfusun yaklaşık %3’ünü oluşturan Müslüman’larla hafif bir gerginlik yaşansa da büyük bir olay yaşanmamış. Bunun dışında ne olursa olsun hangi politik görüşte ya da hangi dinde olursa olsun insanların ve askerin krala saygısı sonsuz. Bu özellikleriyle Tayland’a imrenmemek elde değil doğrusu.

Demokrasi Aniti
Demokrasi Aniti
Demokrasi Anıtını geride bıraktık ve yaklaşık10 dakika kadar ilerledikten sonra Grand Palace’a vardık. İçeriye rehber eşliğinde olmadan girmek imkansız. Özel izninizin olması gerekir. Rehberimiz hemen bizi giysi odasına götürdü ve hepimiz yöresel etekleri giyerek ayrı bir keyifle tarihi ve adeta görsel bir şov olan gezimize başladık.

 

Tosacan
Tosacan
Tosacan
Tosacan
Herkes mimariye olan hayranlığını dile getiriyordu farklı dillerde. Ama gözlerimiz aynı dilde konuşuyordu parlayarak. Sarayın kapısında iki adet, şeytanı andıran, kocaman heykel karşılıyor sizi. Bunların adı Tosacan. Thai inancına göre Tosacan aslında kötü bir melek. Ama sarayın kapısında durarak onun saraya bekçilik yapacağına ve kötülüğün onun sayesinde içeriye giremeyeceğine inanıyorlar. Bu heykele sarayın hemen hemen her yerinde rastlayabilirsiniz. Efsane tarihlerinde çok önemli bir yeri var. Kapının sol tarafından itibaren efsane duvarda resimlendirilmiş olarak sizi bekliyor. İşçilik ve hikaye inanılmaz. Burada da en önemli karakter maymun şeklindeki melekler. Hikayeye gelince;Siam İmparatorluğu’nun efsanevi kahraman kralı Rama ile Tosacan arasındaki büyük savaş resmedilmiştir bu duvarlarda. Kral Rama’nın karısı Sita Tosacan tarafından kaçırılır. Bunun üzerine Kral Rama’nın maymunlardan oluşan ordusuyla Tosacan’ın şeytan ve devlerden oluşan ordusu çok uzun yıllar devam edecek olan savaşa girerler. Savaş tam 14 yıl sürer. Tosacan ölümsüzlüğünü kalbini bir kutuda saklayarak korumaktadır. Kral Rama kurnaz bir şekilde o kutuyu ele geçirir ve Tosacan’ı öldürür. Ardından Sita Kralına geri döner. Ama kralın bir kuşkusu vardır, Sita acaba 14 yıl boyunca ona sadık kalmış mıdır?Bunu ispat etmek için Sita herkesin önünde ateşin üzerinde yürür ve ona hiçbir şey olmaz. Kral Rama onu tekrar eşi kabul eder ve mutlu yaşarlar. Tosacan’ın ruhu da sarayın kapısına bekçi olarak tutulur. Hikaye böyle…Ama resimlendirilmiş hali daha etkileyici emin olabilrisiniz.

Melek
Melek
Sarayın altın kaplı kubbesi güneş ışıkları vurdukça gözümüzü alıyordu. Rehber elinde getirdiği pul bir altınla bize bu kubbenin üzerindeki altınların nasıl işlendiğini anlattı. Hepsi kağıttan altın ve sadece yapıştırılmış üzerine. Ama yüzyıllardır korunuyor ve hala dün yapılmış gibi. Bu altın kubbenin alt kısmında maymun melek figürleri yer alıyor. Hemen karşısında ise kuş melek heykelleri yer alıyor. O kadar zarif görünüyorlar ki. Tabi ki hepsi altından.

Giris Kapisi
Giris Kapisi
Grand Palace yaklaşık 60. 000m²’lik bir alan üzerine kurulmuş, bunun içine kralın üç adet sarayı, tapınaklar ve ünlü bahçeleri dahildir. Üç adet saray olmasının çok ilginç bir hikayesi var. İlk ve en eski saray tamamen Thai mimarisini yansıtan ve yüzyıllardır orada bulunan saraydır. Şuan başta olan kral eğitimini Avrupa’da tamamlamış. Bu sebeple batılı bir yaşama alışmış ve o mimariden etkilenmiş. Ülkesine dönünce de bir adet tamamen Fransız mimarisine sahip bir saray yaptırmış, ardından da bina kısmı batı mimarisi çatısı Thai mimarisi olan son sarayını yaptırmış ve uzun süre burada yaşamış. Hastalandıktan sonra Bangkok’un dışında yer alan bir saraya taşınmış. Şuanda tamamen Fransız mimarisine sahip olan saray yabancı devlet adamlarını, başkanları ve diplomatları misafir etmek ve onlarla toplantı yapmak için kullanılıyor. Yarı batı yarı Thai mimariye sahip olanın içi ise tamamen müzeye çevrilmiş. Önünde ise koskocaman bir bahçe var. Ayrıca askerler de önünde bekçilik ediyor. Tam askerin önünden geçerken bir grup İspanyol liseli genç askerin önüne geçerek onunla dalga geçip onun konsantresini bozmaya çalıştılar. Yerel rehberimiz bu duruma çok sinirlendi ve hemen gidip görevlileri çağırdı. Bu duruma çok sert bir şekilde tepki gösterdiler. Bizce haklıydılar da…Sonrasında rehberimiz bize dönüp:’Ben sizin ülkenize gelip sizin askerinizle dalga geçsem ne düşünürsünüz?Bu bizim değerimiz ve saygı duymak zorundasınız. ’dedi. Kültürlerine ve tarihlerine öylesine bağlılar ki, buna saygı duymamak imkansız!

Saray
Saray
  Yaklaşık 2 saatten fazla vakit harcadık Grand Palace’ta. Zaten bir çok bölüm kapalı, her yeri gezemiyorsunuz. Çıkışta eteklerimizi teslim ettik ve paralarımızı geri aldık. Aracımızı beklerken karşı marketteki sulara saldırdık adeta  Ardından yerel rehberimizle vedalaştık ve güler yüzlü şoförümüzle Pattaya’ya doğru yola çıktık. Arkamda Bangkok’u bırakırken içimde  huzur, yüzümde gülümseme ve zihnimde yenilenme ile bizi karşılayacak gizemli Pattaya’ya merhaba diyordum. Pattaya’da görüşmek dileğiyle…

İstanbul’dan Sevgilerle
Özüm Kasapoğlu
NYC2IST

 
< Önceki   Sonraki >

yorumlar

Henüz yorum eklenmedi - İlk yorumu siz yapabilirsiniz...


Sayfa 1 de 0 ( 0 yorumlar )
©2006 MosCom

Yorum eklemek için üye olmalısınız. Üye iseniz lütfen giriş yapın