|
Yıllar içinde önce kadının çehresini değiştirmiş, zaman tünelinde gitgide bir tutku haline gelmiştir. İlk çağlardan bugüne kadınların vazgeçilmezi, uğruna servetler harcanan ya da canlar yakılan mücevher 21. yüzyılda saygınlığını fazlasıyla korumakta..
Mücevher, büyülü yolculuğunda fethedilmiş imparatorluklardan ve entrikalı, ihanet dolu aşklardan geçmiştir. Üstelik bir metalin ya da taşın asalet, zarafet, kudret ve ihtişam dolu anlamları barındırması asırlardır hiç değişmediği gibi gücüne güç katarak günümüze ulaşmıştır. Şimdi onun kadınla bütünleşen bu şaaşalı tarihine göz gezdirelim.. Prehistorik çağlara ait kazılara bakıldığında kadınların deniz kabukları, kemikler, renkli camlar ve fayanstan yapılmış değişik takılarla vücutlarını buluşturduklarını görürüz.
Sonrasında insanoğlunun metalleri, taşları keşfetmesiyle ve yeni teknikleri uygulamasıyla değişen takı anlayışı artık bir mücevher çağına girildiğini işaret eder. Metallerin en değerlisi, altın.. Altının sıradan bir metal olmadığının anlaşılması ve mücevher olarak kullanılması, milattan önce 2500 yılında Sümerler tarafından gerçekleşmiştir. Yine aynı dönemlerde Eski Mısır’daki mücevher anlayışına baktığımızda lapis, turkuaz, ametist ve altın kombinasyonları karşımıza çıkar. Altın kullanımının Akdeniz’e ulaştığı dönemde, Eski Yunan medeniyetlerinde çarpıcı tasarımlar üretilmiştir. Örneğin, milattan önce yedinci yüzyılda, İtalya civarlarında sembolik motiflerin altınla kullanılması dikkat çekicidir. Roma ve Bizans kadınının siluetinde ise zümrüt, safir ve incinin dantel gibi işlenmiş altın kolyelerle süslendiğini görürüz. Doğanın en zarif hediyesi, inci
Rönesans’ın değişim rüzgarlarında, göğüs dekoltesinin ön plana çıkmasıyla, inciden yapılan gerdanlıklar ve pandantifli(kolye ucu) kısa kolyelerin dönem kadınlarının mücevher tercihini oluşturduğunu görürüz. Parlak, sedefli ve pürüzsüz yapısıyla hayranlık uyandıran bir estetiğe sahip bu doğa mucizesi, istiridye içindeki küçük kum tanesinin çevresinin zamanla kalsiyum karbonatla kaplanması sonucunda oluşmaktadır. Denizden gelen bu asalet, mücevher tarihinde var olduğu günden bu yana statü sembolü olarak da algılanmıştır. Mücevherlerin en ölümsüzü, elmas..
Neredeyse zamanın başlangıcında, dünyanın kalbinde oluşmuş bu element insanlık tarihinden çok daha yaşlıdır. Keşfedildiği ilk çağlarda, en büyük darbelere yenik düşmeyen ve en keskin bıçaklardan çizik almadan kurtulan elmas, insanoğlunu uzun yıllardır büyülemekte. Öyle ki eski zamanlarda uzunca bir dönem elmas taşının doğa üstü güçlere sahip bir madde olduğu inanışı yaygın olmuştur. Yunanlılar elmasın tanrının göz yaşları olduğuna inanırken, Romalılar yıldız parçaları olarak algılamışlardır. Hindistan’da koruyucu sembol haline gelen elmasın uzunca bir süre nazarı, hırsızlığı, hastalığı ve kötülükleri uzaklaştırdığına inanılmıştır. İlk önce Hindistan’da bulunan elmas artık dünyada Rusya, Afrika ve Kanada gibi çeşitli yerlerde de çıkartılmaktadır. Ancak çıkartılanların çok küçük bir kısmı kesilip cilalanarak mücevher olacak niteliğe erişmektedir. Ve bilinenin aksine elmas ve pırlanta aynı taştır. Ancak kesim ve şekline göre ayrışım kazanır. Ölümsüzün en göz kamaştıranı, pırlanta..
Pırlantanın burjuvazide edindiği yer okadar sağlam ve aşılmazdır ki, 13.yüzyılda Fransa Kralı IX. Louis, asil olmayanların pırlanta mücevher takmasını yasaklamış ve sadece kraliyet ailesi üyelerinin takabileceğini emretmiştir. Ancak 15. yüzyılda, Avusturya’da aşkın ve sadakatin simgesi olarak evlilik tekliflerinde sunulan pırlanta yüzük geleneği tüm dünyaya yayılması bu yasağı kırmayı başarmıştır. Mücevher modasının kalbi Fransa’da, Güneş kral 14. Louis’in ölümüyle bir devir kapanır ve 18. yüzyılda yeni Rokoko stili yani abartılı ve süslü bir stil mücevher modasına giriş yapar. Bu dönemde pırlantanın son derece ön planda olmasının ilk nedeni Brezilya ve Hindistan’da pırlanta madenlerindeki yoğun çalışmalardır. İkinci neden ise akşamları davetlerde kullanılan mum ışığında ilerleme kaydedilmesidir. Mum ışığında göz alan pırlanta mücevherler, parıltılı bir dünya vaat ettiğinden kadınlar tarafından kapışılmaya başlamıştır. Pırlantanın yüzde 95’i renksizdir ancak, fantezi adı verilen yüzde 5’i renklidir ve bu türleri astronomik fiyatlardadır. 19. yüzyılda Kraliçe Victoria’nın tahta çıkmasıyla mücevher modası onun etkisi altına girmiştir. Böylelikle o döneme kadar mücevher dünyası Paris’ten sorulurken, Londra’nın bu tekeli kırdığı görülür. Victorian dönemi denilen bu yıllarda takılarda meyve motifleri, yapraklar, güller ve sarmaşıklar işlenmektedir. Ünlü Cartier mücevher evi de, bu yıllarda Fransa’da ismini duyurmaya başlamıştır.
|