Röportaj - Ece Vahapoğlu Yazdır E-mail
Yazar Rana Solaker   
Çarsamba, 12 Eylül 2007
Sample Image

Bu haftaki online sohbetimizi medya dünyasının başarılı isimlerinden Ece Vahapoğlu ile yaptık.

Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?
Oldukça hareketli bir çocukluk. Anne ve babam o zamanlar çok sosyal insanlardı; onların gezmelerinden herhalde ben de nasibimi almışımdır. Öte yandan beni bakıcılar da büyüttü diyebilirim. Genç bakıcılarla beraber büyümek ve oyunlar oynamak da zevkliydi. Ben 3 yaşındayken kızkardeşim dünyaya geldi. Ablalık yapmaya başladım; çok da hoşuma gitti. Küçük yaşta sorumluluk aldığımı hissediyordum. Ona hep bir şeyler öğretmek derdindeydim (hala devam ediyor).
Çocukluğumu İstanbul’da geçirdim. Yazları Kumburgaz ya da Silivri’de yazlığa giderdik. Hareketli ve yaramaz bir çocukmuşum. Düz duvara tırmanan cinsten. Okuldan üstüm başım dağınık eve dönermişim. Ama öğrenciyken aynı zamanda çok düzenliydim de. Renkli kalemlerim, düzgün notlar aldığım defterlerim hep örnek gösterilmiştir.
 
Sample ImageBaşarılı insanların hayat hikayelerini incelediğimizde  bu kişilerin çoğunun başarıya küçük yaştan itibaren odaklandıklarını görüyoruz. Bu sizin için de geçerli mi?
Evet geçerli. Çocukken ileriye dair ipuçları verdiğimize inanırım. Hiperaktifliğim hala devam eder. Öğrencilik hayatımdaki çalışkanlığım hala geçerlidir. Yaratıcılık içgüdüm her daim benimledir. Yazı yazma hevesim hep vardır. Küçükken kendi kendime dergi çıkarıp aileme ve arkadaşlarıma satmıştım. Çok fazla masal kitabı okurdum. Hayallar kurardım. Kamerayı hep sevdim. İleride çok başarılı ve tanınmış örnek biri olacağımı düşünürdüm.

İtalya'daki Amerikan Üniversitesi'ni birincilikle bitirdiniz. 2001 yılında Genç Girişimciler JC Derneği tarafından ‘kişisel başarı’ kategorisinde "Türkiye'nin En Başarılı Genci" seçildiniz. Sizin gibi başarıyı yakalamak isteyen gençlere neler önerirsiniz?
Klasik bir cevap gibi gelse de, çok çalışmak. Çalışmayana ekmek yok. Ayrıca ne ekersen onu biçersin. Disiplinli olmak, sorumluluk almak, gerektiği kadar çalışmaya zaman ayırmak gerekli. Ben 24 saati iş dolu bir insan değilim ama kariyer, hayatımda çok önemli bir noktada. Dersini zamanında çalışıp mesajları doğru alırsan okulda başarılı olursun. Hatta senden beklenenden daha fazlasını gösterirsen diğerlerinden ayrılarak daha üst noktaya çıkarsın. Kişisel başarı için de sadece okumak yeterli değil, sağlam karaktere sahip olmak, zamanını iyi değerlendirmek, kendini geliştirmek, sosyal olmak önemli.

 

“Bugün Zengin Ol” adlı kitabınız için Sakıp Sabancı, İshak Alaton, Rahmi Koç başta olmak üzere Türkiye’nin önde gelen iş adamlarıyla röportajlar yaptınız. Bu kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz?
İlk kitabım ‘Yabancı dil öğrenme yolları’ nı 23 yaşında çıkarmıştım. Kitap çok okundu, 7 baskı yaptı. Bendeki yazma isteği de giderek arttı. Çevreden de çok talep vardı. Bu esnada Cnbc-e ve NTV kanallarında çalışıyordum. İş dünyasıyla iç içeydim. Hem iş gereği hem de sosyalliğimden dolayı çoğu ile samimi olduk. İkinci kitabımın konusunu düşünürken, işadamlarıyla hayatlarına dair söyleşiler yapıp yayınlayayım dedim. Çocukluklarından başlayıp bugüne nasıl geldiklerini anlatsınlar. Önde gelen iş adamlarından randevularımı aldım, saatlerce görüştüm, hepsini topladım. Baktık hepsi varlıklı iş insanları. Başarıları insanlara örnek oluyor. Biraz da pazarlama taktiği olarak ismini ‘Bugün Zengin Ol’ koyduk.

 Yabancı dillere olan merakınız nereden kaynaklanıyor? Yabancı dil öğrenenlerin yaptıkları en büyük hata sizce nedir?
Küçüklüğümden beri yabancı dillere çok meraklıyım. Annemlerle bir restorana gittiğimizde yan masada yabancılar oturuyorsa, masamdan kalkıp yanlarına gidip onlarla İngilizce konuşmaya çalışırdım. Yolda turist görsem sohbet ederdim. Babamın yurtdışından iş misafirleri geldiğinde her Topkapı Sarayı gezildiğinde onlarla olurdum. Lisedeyken ben daha gayretli olduğum için eksik kalan sınıf arkadaşlarıma İngilizce öğretmeye kalkardım. Yabancı dil, benim için bir hobi gibi. Sinemaya gitmek, tenis oynamak gibi. Konuştuğumda zevk alıyorum.
Yabancı dil öğrenenlerin yaptığı en büyük hata, kendi dillerinde düşünüyor olmaları. Özellikle Türkçe, öğrenmeye çalıştığımız bir çok Latin kökenli dilden farklı bir gramer yapısında. O yüzden öğrenilen dilde düşünmeye başlanmalı ve hayatın içine katmalı.

Tipik bir gününüz nasıl geçer?
Seyahat etmeyi çok severim. Yeni yerler keşfetmeyi ve alışverişi severim. Eğer İstanbul’daysam tipik bir günüm şöyledir: Bir kaç yıldır serbest çalışmama rağmen genelde sabahları erken kalkarım; sabah 8 benim uyanma saatim. Ballı, tereyağlı iyi bir kahvaltı yaparım. Günlük gazeteleri okurum. Kendi yazımın olduğu günse sayfa mizanpajına bakarım. Sonra evime yürüme mesafesinde olan Hillside Spor Klubü’ne giderim. 1 saat fitness ağırlıklı spor yaparım. Güzel havalarda partner bulduğum zaman tenis oynarım. Duşumu alır eve dönerim. Giyinip dışarı atarım kendimi. Haftada 3 gün köşe yazdığım gazeteye uğrarım. Gelen mailleri, postaları kontrol ederim. Yazımı yazarım, yapılacak röportajları ayarlarım. Öğlen arkadaşlarımla yemek yerim; genelde dışarıdan kişilerle. Sonra farklı projeler için görüşmeler yaparım. Akşamları zaten davet veya katılmam gereken organizasyonlar olur. Bazen de benim sunuculuk yaptığım törenler olur. Gece 12’de yatarım.

Başarı odaklı bir insan olarak ruhunuzu ve bedeninizi dinlendirmek için neler yaparsınız?
Ruh ve beden ayrı olgular olsa da ikisini bir görürüm. Çünkü birinin yararı ötekine. 7 yıldır düzenli spor yapıyorum. Enerjik ve zinde hissetmek için spor çok iyi geliyor. Eh, vücudunuz da daha güzelleşiyor. Cildiniz bile daha parlıyor. Sağlıklı beslenirim. Ruhum içinse, sessiz odamda kitap okurum. Her zaman olmasa da klasik müzik veya meditasyon müziği dinlerim.

 Bize biraz şu anki projelerinizden bahseder misiniz?
Her sezon farklı bir TV kanalında program sunuyorum. Bu sezon için de çeşitli teklifler var. Genelde talk-show, sohbet programları hazırlayıp sunuyorum. Konuklarla sohbet ediyorum. 1 yıldır üzerinde çalıştığım bir sosyal sorumluluk projem var. Türk Eğitim Vakfı (TEV) yararına 40 işadamından kullandıkları kravatları topladım. Bu kravatları Alinur Velidedeoğlu’na verdim; kravatlardan dev bir tablo oluşturuyor. Bu tablo özel bir gecede açık arttırmada satılacak ve gelirini TEV’e bağışlayacağım.

Kendinizi beş sene içinde nerede görüyorsunuz?
30 yaşıma yaklaşıyorum. Herhalde beş sene içinde evlenmiş olurum. Kendime ait çekirdek bir ailem olur. İş hayatımın hızla devam edeceğini öngörüyorum. Yazı yazmak, gerek gazetede, gerekse kitaplarda devam eder. Ekranda olmayı da planlıyorum tabii ki. Ancak yeni kitaplarım daha çok okuyucuya ulaşsın, yeni programlarımı daha çok kişi izlesin isterim. Bir iki yıla kadar uluslararası pazarda yayınlayacağım bir kitap projem var; dünyadan çok önemli liderlerle görüşüyorum. Belki o kitap çok duyulursa, Türkiye dışında da çalışmalarım olabilir. Bir de kendimi hep uçaklarda, havaalanlarında görüyorum.

İstanbul’da bulunmaktan hoşlandığınız mekanlar ve semtler arasında hangileri var?
İstanbul’da mekanlar hızlı değişiyor, isimleri ve sahipleri el değiştiriyor. Ama şu an için; Papermoon, Lucca, Bebek Balıkçısı, Adem Baba, yazın Anjelique, hoşuma giden mekanlar. Etiler’de oturuyorum, bu çevreyi çok seviyorum. Sahile bayılıyorum. Nişantaşı’da cafeleri ve butikleriyle hoş. Bir de Sultanahmet ve çevresini severim.

 NYC 2 IST moda ağırlıklı bir dergi. Sizin modayla aranız nasıl? Vazgeçemediğiniz markalar var mı?
Alışverişi zaten her kadın gibi çok severim. Sezon trendlerini takip ederim. Bilirim ama hepsini uygulamam. Hoşuma gidenleri giyer, takarım. Mesela yüksek bel pantolon, vatka gibi vücudu çirkin gösteren şeylerden uzak dururum. Sezon renklerini kullanırım. Sevdiğim markalar, çantada Louis Vuitton epi modelleri, Gucci’nin tasarım modelleri, bazı şirin Kenzo’lar. Aksesuara para harcarım. Çanta, ayakkabı ve kemer mesela... Salvatore Ferragamo ve D&G kemerlerden vazgeçmem. Elbiseler de Roberto Cavalli, Pucci, Missoni tarzı renkli ve uçuşan dar modelleri alırım. Günlüklerde, GAP, Zara rahat ve üste iyi oturuyor.

Bakım sırlarınızın bazılarını okuyucularımızla paylaşır mısınız?
Valla sır değil. Bol su içmek, az alkol tüketmek, sigara içmemek zaten bakımlı bir cildin altyapısını hazırlıyor. Hafif makyaj yaparım, gece yatmadan önce mutlaka yüzümü temizler ve toniklerim. Göz altı ve yüz kremlerimi sürerim. İki ayda bir hamama giderim, kese çok iyi gelir. Saçlarımı boyattığım için bakım maskeleri uygulattırırım.

 

Sırada Marcel Proust’un anketinden yola çıkarak hazırladığımız sorular var.

Sık sık kullandığınız bir sözcük var mı? Varsa nedir? 
gerek/lazım
En büyük lüksünüz nedir?
Kendi zamanıma sahip olmak.
Şu anki ruh haliniz nasıl?
Gelecekten umutlu, mutlu ve düşünceli bir ruh hali
En büyük korkunuz nedir?
Başarısız olmam için ayağımın kaydırılmasına çalışılması
Karakterinizin en belirgin özelliği nedir?
Anında bir işi halletmek ve sabırsız olmak
En sevdiğiniz yazarlar kim?
Paulo Coelho, Marian Keyes, Hıncal Uluç, Pakize Suda...

Ece Vahapoğlu’na bu güzel sohbet için bir kez daha teşekkür ediyor, başarılarının devamını diliyorum.

Başka bir online sohbette görüşene kadar
New York’tan sevgilerle
Rana Solaker

 

 
< Önceki   Sonraki >

yorumlar

Henüz yorum eklenmedi - İlk yorumu siz yapabilirsiniz...


Sayfa 1 de 0 ( 0 yorumlar )
©2006 MosCom

Yorum eklemek için üye olmalısınız. Üye iseniz lütfen giriş yapın
ADnet Reklamları Siz de reklam verin

Moda Haberleri

Prada'yla Zaman Yolculuğu

 Henüz ardımızda bıraktığımız Milano Moda...

Fashion Connection -4-

 “The Encyclopedia of Sewing”  ulkemizde...

Pırlantanın Işıltısı

“Koşulsuz Aşk”ın taşı zümrüt, “Sonsuz...

Rei Kawakubo - Louis Vuitton İşbirliği

Comme Des Garçons tasarımcısı Rei...

Fashion Connection -3-

Bu sefer kitap secimi konusunda...

 

Moda Haberleri

Puma 2008 SportlıfeStyle Kampanyası

Dünyaca ünlü spor markası PUMA,...

Merakla Beklenen Saat Türkiye'de

Dünyanın 4. lüks saat markası...

Fashion Connection -2-

“ The Fundamentals of Fashion...

S &C'den Çok Amaçlı İpekler

ilk & Cashmere’in yarı  transparan,...

Atalar'dan Sezonun Büyük İndirimi

Atalar yüzde 50 indirim kampanyası...

Giriş Formu






Parolamı unuttum?
Hesabınız yok mu? Bir tane oluştur