Güzide Görülesi Şehirler Rehberim'den: PRAG Yazdır E-mail
Yazar Dilara Erdem   
Sali, 19 Haziran 2007
Sample Image

Ne bu şimdi diyorsunuzdur?

“Güzide Görülesi Şehirler Rehberim” benim genç kızlık dönemimden bu tarafa aldığım tüm gezi dergileri ve diğer yazılı ve sözlü yayın organlarından takip ederek oluşturduğum “Ölmeden Önce Gidilecek”, “Evlenmeden Önce Görülecek”, “Gün Batımında Ölesiye İçilecek”, “Kaldırımları Arşınlanacak”, “Sokaklarında Kaybolunacak”, “Şu Önemli Ivır Zıvırları Alınıp Getirilecek”, “Eşe Dosta Şu Yönleri Anlatılacak” diye kategorize ettiğim ülke veya şehirlerin alfabetik sıraya dizilmemiş, ama bendeki önem ve merak sırasına göre öylece zihnimde serpiştirilivermiş bir hali. Yani elde yazılı bir doküman mevcut değil! Bu rehber hem hayali, hem de bir o kadar gerçek ve mürekkeple yazılmış harflerden öte imgelerle var olan benim biricik ve en önemli varlığım.

İşte bu rehberimin en önemli şehri Prag’taydım birkaç hafta önce, 3 yıl önceki ilk seyahatimden sonra ikinci defa. “Altın Şehir”, “Yüzlerce Kulenin Şehri” ya da “Doğunun Paris’i” olarak tüm tarih ve gezi kitaplarında kendisinden övgüyle bahsedilen, zamanında en severek okuduğum yazar olan Kafka’nın, ünlü astrolog Kepler’in, Einstein’in, dinlemekten hiç sıkılmadığım Mozart’ın, Dvorak’ın doğdukları ya da yaşamlarının uzunca bir süresini geçirdikleri memleket olarak da bende yer eden bu şehire bir defa daha hayran kaldım ben. Bu defa yalnız değildim, annem ve kız arkadaşlarım vardı yanımda. Hep hayalini kurduğum şeylerden birinin daha üzerine kalın bir çizgi çekmiş ve yanına OK (Tamamdır) yazabilmiştim: Anne kuş ile Avrupa seyahati.

Prag’a giderken bir masal dünyasında yolculuğa çıkacağımızı ben biliyordum; ama bizimkilere sürpriz oldu. Sanatla, tarihle, mimariyle, müzikle, resim veya fotoğrafla ilginiz varsa sizin için tüm bunları bünyesinde barındırabilen ve tam ölçüsünde size sunabilen bir şehir Prag. Hem eğlenir, hem gezer, hem öğrenir, hem ruhunuzu dinlendirirsiniz. Diğer ruh dinlendirme seanslarından farklı olarak dinlenen ruhunuza ve bayram eden gözlerinize karşılık şişmiş ve sızlayan ayaklarınız, sizi iki büklüm hale sokan belinizle baş başa da kalabilirsiniz. Ama ne demişler, haliyle “Her nimetin bir külfeti oluyor”!

Sample Image
Seveceğinizi tahmin ettiğim şeyleri bir sıralayayım Prag’a dair:
• Biraları, lezzetli ekmekleri; kışın giderseniz her köşe başında soluklanmanız için sizi bekleyen “Sıcak Şarap” standları
 Arnavut kaldırımlı, üzerinde sağlı sollu yaklaşık 30 değişik heykele ev sahipliği yapan, Vltava Nehri üzerindeki muhteşem güzellikteki Charles Köprüsü
• Suyu. Kesinlikle cilde ve saçlara iyi geliyor, zaten yakınlarındaki Karlovy Vary bir termal cenneti.
• Karlovy Vary. Fazla söze gerek yok, görünce ne demek istediğimi anlayacaksınız
• Hediyelik, hatıra olarak buradan yanınızda götürebileceğiniz tahta oyuncakları, bohemia kristallerinden eşyalar
• Her katedralde, kilisede, konser salonu veya bazen sokak aralarında sizi sizden alan muhteşem güzellikteki ve sıklıktaki klasik müzik konserleri
• Türkçe’de kullanılan tüm sıfatların eksik kalacağı Prag Kalesindeki St. Vitus Katedrali
• Eğer sevgili veya eşle gidildiyse muhtemelen duble romantik olacağını tahmin ettiğim Kampa Adasındaki yemyeşil ve ağaçlar arasındaki parkta yapılabilecek bir piknik
• Vltava Nehrinde bir akşam tekne turu. Hele bir de bizim gibi şansınıza bir havai fişek gösterisi varsa Kale yakınlarından, ne ala!
• Becherovka! Çeklerin milli likörleri. Karanfil aromalı, yemek üzerine, shot bardaklarıyla.


Şimdi de sevemeyeceğinizi düşündüğüm şeyler üzerinden gidelim, kısacık da olsa:
• Çek  garsonları veya satıcıları. Kesinlikle karşılaştığım en aksi ve kaba, sizinle ilgilenmeleri için neredeyse yalvar yakar olduğunuz, ukala bir insan nesli var burada. Bir restoranda bir hatun o kadar ilgilendi ve kibar davrandı ki bana hatunu durdurup “Buralı değilsiniz değil mi?” dedim. (Hatun Slovakmış)
• Amerikada her köşebaşında görmeye alıştığımız sosisli ve sandwich büfeleri var burada da. Lakin, boyutlarını ve renklerini tarif edemeyeceğim, inanılmaz kötü kokan sosislilerin bulunduğu mekanlardan geçemeyeceğinize bahse girerim.
• Kullandıkları yağ her ne ise oldukça ağır geldi bize. Mesela en basitinden patates kızartması bile yiyemedik bir restoranda, o kadar ağır kokuyordu ki!

Gidilebilecek en uygun ayların Mayıs-Haziran ile Eylül olduğu söylenen Prag’a en kısa zamanda gitmenizi ve benim yerime de bir bardak siyah bira içmenizi önermekten başka yapacak ve yazacak bir şeyim kalmadı Bon Voyage!

 

DiLaRa
Haziran 2007
 
< Önceki   Sonraki >

yorumlar

sevgili özüm,
gerçekten de hoş hatıraları olmaması doğal, ama umuyorum ki bir gün bu büyüleyici ve mistik şehre gidebilir, eski anıları arkanda bırakabilir, çok ama çok keyifli bir gezinti yaparsın..

sevgiler,

Gönderen Dilara Erdem, Anasayfa here on 06/25/2007, at 06:49

Ben 17 Ağustos depremi olmadan 1 gece önce gitmiştim Prag'a,bende çok hoş hatıraları olduğu söylenemez o yüzden,ama bir daha gitmek gerek ve görmek gerek,masalsı bir güzelliği ve huzur verici bir yalnızlığı olduğu kesin!Resimler için teşekkürler...

Gönderen Özüm Kasapoğlu, on 06/22/2007, at 10:51

 1 
Sayfa 1 de 1 ( 2 yorumlar )
©2006 MosCom

Yorum eklemek için üye olmalısınız. Üye iseniz lütfen giriş yapın