|
Bu haftaki röportajımızı basın dünyasının en dinamik, en hayat dolu isimlerinden biri olan Ayşe Özyılmazel ile yaptık.
Nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Çok komik! Aslında çocukluğumdan hatırladığım sahneler hep yemekle ilişkili. Beş kat göbekli, herkesi güldüren bir çocuktum. Fazla yaşıtım arkadaşlarım olmadı, en büyük zevkim annem, anneannem, babaannem ve annenim arkadaşlarının arasına sızmaktı. Çocuk olma şansımı kullanıp bütün konuştuklarını dinlerdim. Mutfakta onlar yemek yaparken oturmaya bayılırdım. Çok meraklıydım. Annelerin bayıldığı uslu ve tatlı çocuklardandım. Küçükken hayallerinizi süsleyen meslek neydi? Şimdi söyleyince gülersiniz ama atlet olmak için yanıp tutuşurdum. Artık beş kat göbeğimden midir, babamla olimpiyatları izleme keyfimden midir bilemem. Ama en sevdiğim şey spordu! Çok disiplinli ve başarılı bir atlet olmak isterdim. Genelde ünlü bir babanın çocuğu olmanın avantajlarından bahsedilir. Ben size ünlü bir babanın kızı olmanızın meslek hayatınıza ne gibi dezavantajlar getirdiğini sormak istiyorum. Ben daha hayatımda ünlü babanın kızı olmanın bir avantajını görmedim. Konser biletleri dışında okulda çok çalışkandım hep A alırdım, onu bile babamın ününe bağlarlardı. Bir çocuk için çok zor bir durum. Sonra her yaptığım hareket dedikoduya sebep olurdu. Biri beni beğense bile babamın ününe bağlarlardı. İşte de bu değişmedi. Ben İletişim mezunuyum ve gazetecilik okumuşum ama kimsenin umurunda değil. Ben mesleğe de tamamen kendi başvurularımla girdim, herkes babam işi ayarladı zannetti. Babamın zerre katkısı yoktur bunda. Ama gel de anlat önyargılı insanlara… Bizlere biraz “Gelişim Orkestrası”nda başladığınız müzik kariyerinizden bahseder misiniz? Siz de çok şey biliyorsunuz hakkımda . Okulu bitirmiş, o yazı eğlenerek geçirmek istemiştim. Babam da İstanbul Gelişim’le çalışıyordu. Bir gün provalarına gittim ve eğlence olsun diye şarkı söyledim. Ertesi gün Garo Mafyan arayıp beni gruba dahil etmek istediğini söyleyince, ben de katıldım. Harika bir deneyimdi benim için. Bütün Gelişim elemanlarını çok seviyorum. Yazarlığa adım atmanızın hikayesini bizlerle paylaşır mısınız? Şarkı söylemek bir hobiydi ve babamla aynı işte olmak beni tatmin etmemeye, aileme bağlı hissettirmeye başlamıştı. Ben de mesleğimi yapmak istedim. İş bulamadım bir sene . Hep bu önyargılar işte. Bir gün Hıncal Uluç’a gittim, bana yardımcı olmasını istedim. Çekirdekten gazeteci olmak istiyordum, sonra olaylar gelişti ve gazeteci-köşe yazarı oldum. Ben güncel haber yapan, günlük hayatı yazan bir muhabir-köşe yazarıyım bence. İnsanın ruhunu aydınlatan bir yazı stiliniz var. Günlük hayatınızda da yazılarınızdaki Ayşe kadar pozitif misiniz? Cevabınız evetse hayata karşı iyi niyetli, pozitif yaklaşımınızı neye borçlusunuz? Günlük hayatımda da elimden geldiğince pozitif olmaya çalışıyorum. Aslında hayat çok da pozitif değil, benim de dibe vurduğum zamanlar var. Ama onlarda da yazılarımdaki gibi dalga geçmeyi öğrendim kendimle ve hayatla. Yazılarınızı yazarken sessizliği mi yoksa müzik dinlemeyi mi tercih edersiniz? Cevabınız müzikten yana ise genelde ne tip parçalar dinlersiniz? Aslında başlarda ‘çıt’ çıksa dikkatim dağılırdı. Sonra gazetede yazmaya başlayınca, oradaki ortam asla sessiz olamayacağından gürültüde yazmaya alıştım. Mesela şu anda fonda İspanyol müziği çalıyor Yani o günkü ruh halime göre müzik çalabilirim de çalmayabilirim de. Son derece bakımlı bir kadın olan annenizden güzellikle ilgili ne gibi sırlar öğrendiniz? Annem sayesinden güzellikle uğraşmaktan çok sıkıldığımı öğrendim. Hayatta daha fazla ilgimi çeken şeyler var. Annemle yaşarken ne alışveriş yapmak gelirdi içimden ne de makyaj. Tamamen tepkisel! Evden ayrıldıktan 2 sene sonra kendime ait bir giyim ve makyaj tarzım oluştu. Biraz annemden uzak kalmam gerekmiş yani. Çünkü o beni evde elinde allıkla kovalayacak kadar incelerdi . Benim kendime ait sırlarım var yani. Mesela yaşıma göre giyinmek, mümkün olduğunca az makyaj yapmak, mevsiminde enginar yemek, yemeklerde zeytinyağı dışında yağ kullanmamak, spor yapmak, cildimi mutlaka temizlemek, bol bol balık yemek gibi basit şeyler. Ama asla canım bir şey çekince kendimi mahrum etmem. Salaş gezme hakkımı da dibine kadar kullanırım. Kampta mıyız canım
Ruhunuzu ve bedeninizi şarj etmek için neler yaparsınız? Alaçtı’daki Alaçat Kırevine giderim. Beni en rahatlatan yer orası, yemekleri, çalışanları ve doğasıyla. Hatta şu anda oradayım Onun dışında bu aralar pilatese sardım. Çok rahatlatıyor beni. Bazen masaja giderim, bazen arkadaşlarımla rock barları gezer tepinir, şarkı söylerim. Ve bol bol uyurum, tembel miyim neyim  Tipik bir gününüz nasıl geçer? Sabah kalkarım, hemen duşa! Yıkanır, kremlenir, giyinirim. O gün yazım varsa önce işe, yoksa önce Kanyon’daki MAC’te spora, spordan işe giderim. Bazen evde kahvaltı eder, bazen işe giderken tost alırım. İşe giderim, gazeteleri okur, e-maillerime ve iş yerine gelen mektuplara bakarım. En yakın arkadaşımı ararım, annemle konuşurum ve yazımı yazarım. Sonra mutlaka günlük işlerim vardır. Randevular, toplantılar, röportaj vs… onları sıraya koyarım. Eğer sabah spora gitmemişsem, işlerden sonra giderim. Akşamları mutlaka ya bir filme, ya yeni bir mekana, konsere..vs giderim. Gezmeden gazetecilik olmaz Genelde erken yatmaya dikkat ederim. Eve gelir gelmez, kitap okurken uykuya dalarım. Sizin için yaz aylarının olmazsa olmazları nelerdir? Çeşme-Alaçatı, yaz konserleri, festivaller, deniz kenarındaki restoranlar, yüzmek, zeytinyağlı yemekler, karpuz ve bol bol kitap okumak! İstanbul’da bulunmaktan hoşlandığınız semtler ve mekanlar arasında hangileri var? Asmalımescit favorim! Sonra Bebek, Cihangir, Kanlıca ve Bağdat Caddesi. En sık gittiğim yerler, gece İzzet Çapa’nın tüm mekanları; Cahide Sayfiye, Banlieue Gold! Bütün kışı Beyoğlu’ndaki rock barlarda geçirdim. Gündüzleri Kanyon’a gitmeyi çok seviyorum. Toplantılarımı orada yapıyorum, spora ve sinemaya orada gidiyorum. Asmalımescit’teki Otto ve House Café ‘ye de çok sık giderim. Ara Kafe, Smyrna, Bebek Kahve de sık gittiğim mekanlar arasında. Modayla aranız nasıl? Vazgeçemem dediğiniz markalar var mı? Marka takıntım hiç olmadı. Sadece Converse ayakkabılara dayanamıyorum Modayı takip ederim ama bana yakışmayanı da giymem. Genelde spor giyim tarzım var ve halka küpelerimden, Bill’s gömleklerimden ve Fornarina ayakkabılarımdan vazgeçemeyebilirim. Meşhur Top 5 listenizi hayatınızın vazgeçilmezleri için yapabilir misiniz? 1. Annem ve ablam Zeynep 2. Sevgilim 3. Mantı 4. Alaçatı 5. Konserler
Sırada Marcel Proust’un anketinden yola çıkarak hazırladığımız sorular var. Sık sık kullandığınız biz sözcük var mı? Varsa nedir? “Tatlım” en sık kullandığım söz galiba. Sevdiklerime “tatlım” sık sık tatlım derim. En büyük lüksünüz nedir? Kimsenin bana karışmaması, kimseye hesap vermeden istediğimi yapabilmem! Bir de ayakkabılar Şu anki ruh haliniz nasıl? Moody! Karakterinizin en belirgin özelliği nedir? Neşeliyken çok hareketli olmam ve hep uçlarda yaşamam. Akrep burcu olduğumu söylemiş miydim? En sevdiğiniz yazarlar kim? Margaret Mazzantini, Alain de Botton, Frederic Beigbeder ve tabii ki Perihan Mağden. Ayşe Özyılmazel'e samimi ve içten cevapları için bir kez daha teşekkür ediyorum. Yeni bir online sohbette görüşene kadar,
New York'tan sevgilerle Rana Solaker
|