|
Kaç aydır onunla ilgili bir şeyler yazmak istiyorum ama ne zaman bilgisayarın başına otursam bir şey oluyor ve kilitlenip yazamıyorum. O, adı bende saklı, dünyanın en güzel gülümseyen adamı hakkında. Her sözü beni heyecanlandıran, içimi titreten, ürkek ve savunmasız bir çocuk gibi hissetmemi sağlayan o adam…
“Yok canım gerçek olamaz. Ondan bu kadar etkilenmiş olamam. Hem de daha görmeden. Aklımdan çıkmıyor, çığlık falan atmak istiyorum devamlı :) Sürekli resimlerine bakıp gülüyorum kendi kendime :) Saçma ve gereksiz bir durum farkındayım ama yapacak bir şey yok :) “ Onunla ilk konuşmaya başladığımız günlerde aynen bunları yazmıştım bir defterin en arka sayfasına. Evet, o benim ilkokuldaki platonik aşklarım gibiydi :) Onu hiç görmemiştim de üstelik bunları yazarken. Çağımızda oldukça sık rastlanan bir biçimde, internetteki sitelerin birinden tanışmıştık. Ama o benim gözümde öylesine büyük ve öylesine özeldi ki bir keresinde beni sinemaya davet etmesine rağmen sırf o büyü bozulmasın diye bir bahane uydurup gitmemiştim. Sonra uzaklara gitti kısa bir süreliğine, o uzaktayken başlayan sms hikayemiz günlük bir alışkanlığa dönüşmüştü adeta. Biliyordum orda yalnızdı, yapacak çokta bir şeyi yoktu, ben onun için sadece bir zaman geçirme aracıydım ve buraya döndüğünde beni aramayacaktı bile. Ama bütün bunları bile bile, benden hiç umulmayacak bir şekilde ona alışmaktan kendimi alıkoymadım. Her sabah uyandığımda ona mesaj atmak istiyordum ve her gece uyumadan önce, o sanki asla bulamadığım aşk denen şeyin yansımasıydı dünyama, o hep hayalken güzel olacak asla gerçek olamayacak kadar muhteşemdi benim için…  Şimdi O, İstanbul’da… Geleli birkaç hafta oldu. Arada mesaj trafikleri, msn geyikleri ya da kısa süreli telefon konuşmaları da yaşanıyor. Korktuğum başıma gelmedi yani bu sefer :) Ve zaman zaman beni görmek istediğini ima eden şeyler de yapmıyor değil. Ama hala korkuyorum ve kaçıyorum, sanki bir araya gelsek her şey bozulacakmış gibi geliyor bana. Onun üzerimde bıraktığı bu etkinin sanallıktan öteye gitmesini istemiyorum ,çünkü bu sinirime dokunuyor, kendimi güçsüz hissetmeme neden oluyor adeta…Aynı zamanda da saçma bir düşünceyle hayatın plansız bir şekilde onu karşıma çıkarmasını istiyorum. Her gün, işe yürürken Norah Jones’tan “ I’ve got to see you again”i dinliyorum onu düşünerek..Sanki daha önce görmüşüm gibi:) İş yerimle aynı semtte oturduğu için olur da ona rastlarım diye sabahları saatlerce ne giysem diye düşünüyorum, kocaman güneş gözlüklerimle beni tanımama ihtimalini unutarak:) Yirmi altı yaşında ve benim gibi ruhsuz bir kadına böyle hissettirdiği için onu tebrik etmek istiyorum bazen.. Bildiğim bütün doğrular, çizdiğim yol, hayat felsefem hepsi altüst oldu onunla. O, kendimle çelişen davranışlarımın tek sorumlusu … Bu kadar güzel gülümsemek ve bu kadar kendinden emin olmak zorunda mı sanki ?…
|