Chanel: Kendine İnanmanın Gücü
Bazı insanlar bu dünyaya içlerinde taşıdıkları bir ışıkla beraber gelirler. Bu tip insanların içlerindeki ışık o kadar kuvvetlidir ki, başlarına ne gelirse gelsin taşıdıkları ışık kendilerini de etrafındakileri de aydınlatmaya devam eder. Yazımızın konusu olan Coco lakaplı Gabrielle Chanel bu tip insanlardan biriydi.
Her ne kadar çoğumuzun aklına Chanel denince oldukça rahat ve lüks bir yaşam sürmüş bir kadın figürü gelse de Chanel’in hayatı trajedilerle başladı. Annesi o altı yaşındayken öldüğü için, babası tarafından terkedildiği yetimhanede büyüdü. Kendinden bir efsane yaratmayı ilke haline getirmiş olan Chanel hayatıyla ile ilgili gerçekleri her zaman en yakınlarından bile sakladığı için, Chanel’in doğum tarihini kesin olarak bilmiyoruz. Ancak Chanel’in hayatını uzun yıllar boyunca araştıran Axel Madsen’a göre bu tarih 1883. Yetimhanede büyüdüğünü ve o yıllar sayesinde sade bir moda anlayışına sahip olduğunu hayatının son dönemlerinde itiraf eden Chanel 1905 ve 1908 yıllarında çeşitli kabarelerde Coco ismiyle şarkıcılık yaptı. Biriktirdiği paralarla 1910 yılında Paris’te bir şapka dükkanı açan Chanel, o dönemlerde nişanlısı olan İngiliz bir sanayicinin geniş çevresi sayesinde işlerini kısa bir süre içinde ilerletti. Chanel her zaman dönemin kadınlarından değişikti. Chanel’in etrafındaki kadınlardan en belirgin farklılığı o yıllara göre aşırı sade olarak algılanan giyim stiliydi. Kendine özgü tarzıyla kısa süre içinde Paris sosyetesinin gözdesi haline gelen Chanel 1920 yılında jarse kullanarak yarattığı elbiselerle modada bir ilke imza attı. Kendine ve yeteneğine olan aşırı güveniyle zamanın moda anlayışına karşı koymaktan çekinmeyen Chanel modada yeni bir çağ başlattı. Moda tarihini rahatlıkla Chanel öncesi ve Chanel sonrası diye ikiye ayırabiliriz. Chanel, kadınları yüzyıllardır mahkum oldukları korselerden kurtararak onlara rahatlıktan ödün vermeden de şık olunabileceğini öğretti. Chanel’den önce siyah sadece cenazeler için kullanılan bir renkken, Chanel’in cesur yaklaşımıyla siyah, kadınların şık olmak için başvurdukları bir renk haline geldi. Chanel’in kitleleri peşinden sürükleme yeteneği sadece kıyafetlerle sınırlı değildi. Bu Fransız modacının döneminde bronzlaşmak yüksek sınıfa mensup insanların kaçındığı bir olayken, Chanel’in yazları bronzlaştığını gören Paris sosyetesinin önde gelen isimleri birer birer kendilerini güneşin kucağına bırakmaya başladılar. 1922 yılında ilk parfümü olan Chanel No.5’I piyasaya süren Chanel müthiş bir iş disiplinine sahip bir insandı. Hayatının son dönemlerine kadar yorulmak bilmeden çalışan Chanel 1971 yılında hayata gözlerini yumdu. Yetimhanede başlayan ve modada çığır açmakla sonuçlanan bir hayattı onunkisi. Daima kendini yukarı çıkarmayı hedef almış olan Chanel’in hayatı kendine inanmanın ne kadar büyük bir güç teşkil ettiğinin güzel bir kanıtı olarak bizlere ilham veriyor. Kendinize her zaman inanmanız dileğiyle, New York’tan sevgilerle Rana Solaker |