Röportaj - Deniz Kaprol Yazdır E-mail
Yazar Rana Solaker   
Pazar, 04 Mart 2007

Sample Image

Bu haftaki online sohbetimizin konuğu ünlü takı tasarımcımız Deniz Kaprol oldu.

Tekstilci bir aileden geliyorsunuz. Çocukluk günlerinizin tasarımcı olmanız üzerinde ne gibi etkileri oldu?
Evimizde her zaman iş konuşulurdu, çocukluğumun bu şekilde geçtiğini söyleyebilirim. Babam sürekli olarak yurtdışı fuarlarına giderdi ve eve elinde renk, çizim kitapları ve kumaş numuneleriyle gelirdi. On yaşında ilk kez yaz döneminde babamın işyerine gitmiştim, ve genelde de yazlarımızın bir ayını orada geçirirdik. Sürekli kumaş, iplik ve renk hatırlıyorum.
Babamın işinin yaratıcı tarafı olması sanırım başka bir iş yapma olanağını tamamen yok etti, hep renklerin ve kumaşların içinde büyüdüm. Hala da kumaş gördüğüm zaman o ilk çocukluk dönemlerimi hatırlıyorum. Yaşamınızda idol olan bir kişinin, renk ve kumaş tasarımıyla ilgileniyor olması ve bunun ilk çocukluk günlerinden başlaması sizi tamamen psikolojik olarak tasarımcı olmak için şekillendiriyor.

Tasarımcılıkta başarılı olmanın yolunun akademik eğitimden geçtiği fikrine katılıyor musunuz?
Kesinlikle..
Sorunuza cevap vermek için biraz tasarım, yetenek ve akademik öğreti kavramlarına bakmamız gerekiyor..Örnek olarak, tasarımın öğretildiği birçok okul var, hatta farklı sektörler için uzmanlaşma anlamında bu okullar ayrılıyor..Endüstriyel tasarım, tekstil tasarım, mimarlık gibi..Tasarım mantığı temelde aynı benim için, endüstriyel tasarımı eğitimi almış bir tasarımcı, çok rahat bir şekilde tekstil tasarımı yapabilir diye düşünüyorum, tekstil tasarımı eğitimi almış biri de mücevher tasarımı yapabilir..Bu şekilde geçiş yapmış birçok tasarımcı var..
Yetenek ve tasarım okulu aslında birbirinden çok farklı iki öğe..Yetenek olmadan tasarımcı olunmaz diye düşünüyorum..Bence tasarımcı olmanın olmazsa olmaz ana öğelerinden biri yetenek..Yetenek denilen unsurun ne olduğunu açıklamak gerekirse de, algının gelişmiş olması, çok iyi bir gözünüzün olması ve farklı düşünme sistematiğinin yerleşmiş olması olarak özetleyebilirim.. Bunların ise bir donne olduğunu yani doğuştan verilmiş bir hediye olduğunu düşünüyorum…Dolayısıyla, bunlara sahip olan bir kişi kendini çok rahat bu konuda geliştirebilir…
Akademik eğitim ise çok önemli..Varolan yeteneğinizi çağın gerekleri doğrultusunda eğitiyor ve yönlendiriyor..Yeteneğinizi donanımlı hale getirmek, bu yeteneği gerekli doğrultuda kullanabilmek ve ifade edebilmek yönünde eğitim almak çok önemli..Çünkü bu eğitim çizimden concept yaratma mantığına kadar, üretim tekniklerini de içeren konuları kapsıyor..O yüzden akademik eğitim almış yetenekli bir tasarımcı kendine çok rahat dünya platformunda bir yer açabilir, hatta markalaşabilir..Ama akademik eğitim almamış yetenekli bir tasarımcı için bu geçerli değil bence..Kendini geliştirebilir mi, elbette..
Ama belirli bir noktaya kadar, akademik eğitim almış bir tasarımcı kadar ilerleyebileceğini düşünmüyorum..Çünkü eğitim, aklınızda tasarladıklarınızı ya da düşündüklerinizi en iyi şekilde ifade edebilmenizi sağlıyor, anlatamadığınız herhangi bir tasarımla ilintili olarak insanlarla iletişim kuramaz ve o ürünü satamazsınız…Bu yüzden eğitim çok önemli…O yüzden her iki farklı segmentte yer alan tasarımcıların diğer tarafa geçip öğreneceği çok şey var..Akademik eğitim almamış yetenekli bir tasarımcı, eğitimini tamamlamalı, eğitim almış yetenekli bir tasarımcı ise üretim tekniklerini ve pazarı öğrenmeli…Eğer bunu başarırsak, dünya platformunda çok önemli bir yerde olacağımızı düşünüyorum..

Bir dönem New York’ta yaşayıp Fashion İnstitute of Technology’de eğitim gördünüz. Bizi biraz o günlere geri götürür müsünüz?
Okulu dünyanın en iyi moda okullarından biri olduğu için seçmiştim, dolayısıyla beklentilerim oldukça fazlaydı. Aldığım eğitim, tüm beklentilerimi fazlasıyla karşıladı diyebilirim.
New York ta geçirmiş olduğum dört yıl, hayatımda oldukça önemli bir yer kaplar. Dünyanın en güzel şehirlerinden biri bence, okul da daha sonra İtü ile ortak bir fakülte kurdu ve şimdi ben orada öğretim görevlisi olarak çalışıyorum, bu gerçekten çok güzel bir duygu. Yaşamımda New York un izleri oldukça fazla, geriye dönüp baktığımda, iyi ki orada eğitim görmüşüm diyorum. Madison Avenue da ki evimden her sabah okuluma yürüyerek giderdim, ve şu anda da hala çok güzel günler olduğunu düşünüyorum. O şehrin temposu, çok renkliliği, yaratıcılığı ve çeşitliliği dünyanın hiçbir yerinde yok ve olamaz da. Özlediğim zaman New York’a gidiyorum ve birçok şeyin her seferinde değişmiş olduğunu görmek beni şaşırtıyor, korkunç bir dinamizm var şehirde ve yetişmeye çalışmak için deli olmak gerekiyor.

F.I.T’de gördüğünüz eğitim giyim üzerineydi. Giyimden, takı ve mücevher tasarımına geçiş yapmanıza ne yol açtı?
Tasarım önemliydi benim için her zaman, dolayısıyla giyim tasarımından da keyif alıyordum.Okuldan mezun olduktan sonra, New York’ta garment district te hazır giyim tasarımı ve satışı yapan DSF Inc adlı bir firmada çalışmaya başladım ve orada bir yıl kaldım. Bu süre boyunca aslında ilgimi çekenin tasarım olduğunu ama giyimden çok obje tasarlamayı sevdiğimi fark ettim. Aksesuar özellikle, yalnızca takı değil. Çünkü çanta ve kemer de tasarlıyorum ben, belki ileride ayakkabı da olabilir. Ama ağırlıklı olarak takı elbette. Bu tarz objelere çok fazla ilgi duyduğumu fark ettim.
Bir de tasarımın özünde malzeme var, malzemelerle oynuyorsunuz ve onu şekillendiriyorsunuz. Babamın kumaşçı olmasına rağmen, malzeme olarak taş ve maden bana inanılmaz güzel geldi. Hala çok güzel bir taş gördüğüm zaman çok heyecanlanıyorum fakat kumaş beni o kadar heyecanlandırmıyor. Takı daha kişiye özel geliyor bana, giyimden çok. Bir takının, eğer istenirse, bir eşini daha dünyada bulamayabilirsiniz ama giyim öyle değil. Dolayısıyla , New York’ta başlayan bu etkileşim, Türkiye ye dönünce de devam edince Goldaş’a girdim ve takı sektöründe çalışmaya başladım.

Kendi markanızı kurmaya nasıl karar verdiniz?
Goldaş’ta üç yıl süreyle tasarım departman yöneticisi ve trend analisti olarak çalıştım. Goldaş tan ayrıldım, şirketimi kurdum ve Hong Kong’ta bulunan dünyanın en büyük altın firmalarından biriyle trend analisti ve tasarım danışmanı olarak çalışmaya başladım.Bu sırada da kendi atölyemde takı koleksiyonumun tasarımlarını ve üretimlerini gerçekleştiriyordum.
Türkiye’de Network, More and More ve Next Accessory gibi mağazalara toptan satış yapmaya başladım ve hala da bu tarz siparişler almaya devam ediyorum.İş nedeniyle Hong Kong’a ve diğer ülkelere yaptığım ziyaretler sırasında da oluşturmak istediğim markayla ilgili düşünme ve araştırma fırsatını buldum.Tekstil geçmişimle kuyumculuk sektöründe ki tecrübelerimi birleştirerek, yenilikçi ve farklı bir marka oluşturmam gerektiğini biliyordum.
Pazarı ve hedef kitleyi gerek yurtdışında gerekse Türkiye’de sürekli olarak araştırdım.Yoğunlaştığım konular ise, markanın konsepti, hedef kitle analizi, tüketici talepleri, ürün çeşitliliği ve fiyat aralığı gibi ana kriterler üzerineydi.Bu kriterleri doğru şekilde çözdüğüme inandığım zamanda dkaprol adını verdiğim aksesuar ve tekstil markamı oluşturdum.Dkaprol markası 2005 yılında kuruldu..Sektörde müşteri taleplerini göz önüne aldığımda, bijuteri anlamında çok fazla takı üreten firma olmasına rağmen, mücevher görünümünde trendlerle doğru orantılı olarak koleksiyon gerçekleştiren genç ve yenilikçi olan, markalaşmayı başarmış çok az markanın olduğunu gördüm..
Gerek ürün ve marka konsepti, gerekse fiyat aralığı olarak pazarda olan bir boşluğu doldurduğumuza inanıyorum..Aynı zamanda sektörde, el yapımı olan değerli bir ürünün, butik tasarım mantığında hazırlanarak yüksek adette kurumsal bir kimlik bünyesinde üretilerek pazarlanmaması da ben de dkaprol markasını yaratma fikri oluşturdu. 

Deniz Kaprol ürünleri hangi mağazalarda satılıyor?
Deniz Kaprol ürünleri, dkaprol adı altında, bir marka olarak Claire’s mağazalarında satışa sunuluyor. Sinasos Alışveriş Merkezi Kemerburgazda ise, markanın kendi satış noktası var.Bunlar perakende satış noktaları, toptan satış noktası olarak ise, birçok ünlü marka ile çalışıyoruz. Bunların arasında Network, Hotiç, Sarar gibi markalar var. Yurtdışında da toptan olarak verdiğimiz yerler var.

Sample Image

Mücevher ve takı tasarımı konusunda Türkiye’nin konumunu nasıl görüyorsunuz?
 Mücevher tasarımı aslında Türkiye’de çok eskiden beri varolan bir sektör..Genel olarak babadan oğula geçen ya da çıraklık sistemiyle yerleşmiş bir olgu..
Ermeni ya da Musevi Türklerin çok başarılı çalışmalarla katkıda bulunduğu mücevher tasarımı, Müslüman Türklerin de katkılarıyla bugüne kadar gelmiş.Her üç farklı segmentin bugüne kadar emekleriyle var ettiği bir sektör…Dünyada ve Türkiye’de aslında mücevher tasarımı, diğer tasarım içeren sektörlerden farklı olarak ilk önce üretimle gelişmiş.Tasarım içeren tüm sektörler ilk olarak tasarımla başlar ve üretime geçer.
Mücevher tasarımı ise ilk önce gerek malzeme gerekse ürün olarak üretimle başlar..Bugün Kapalıçarşı’da birçok mücevher üreten firmalara baktığınızda , ürünlerin ilk önce tasarım değil de, direkt olarak üretimden çıktığını görürsünüz..O yüzden bu iş ustalarla başlar, tasarımcılardan çok..Ben birçok yerde, insanların direkt malzemeden mücevher yaptığını, malzemeyle uğraşırken ürünün tasarımının ortaya çıktığını gördüm..Bu da bizim dünya standartlarında elişçiliğinde çok ilerlemiş olduğumuzu gösteriyor..Ama üretime teknolojik ekipman ve yetişmiş birey açısından şimdiye kadar çok yatırım yapmadığımızdan, şu anda tasarımcı sıkıntısı çekiyoruz..
Dünyada mücevher tasarımı konusunda, gerek malzeme gerekse tasarım olarak ilerlemiş birçok ülke var, İtalya ve İsviçre gibi..Bizden farklı olarak, mücevher tasarımı konusunda çok eskiden beri varolan okulları var ve eğitime önem veriyorlar..Babadan oğula geçen mücevher firmalarında bu konuda eğitim almış insanların çalıştığını görürsünüz…Tabii bir de gerçekten bu ülkelerde tasarım kopyalama yok denecek kadar az, standart üründense farklı ürünler üretmek için çalışıyorlar, ar-ge çalışmalarına önem veriyorlar..Türkiye de bu yatırımı yapan firmalar 2 ya da 3 tane..Üretimde bilgisayar ve makine kullanımı çok fazla, Türkiye’de ise bu yatırımı yapsanız bile kullanabilecek kişi sayısı çok az..O yüzden bazı firmalar kendi çalışanlarını bu konuda kendileri eğitiyorlar..Yine de Türkiye dünya da altın ihracatında birinci…Bu da üretim tekniğinde ve standart ürün dediğimiz ürünleri üretmede 1 numara olduğumuzu gösteriyor…Kısacası, pazarda satılan ya da satılacak ürünü doğru tahmin edip, doğru şekilde üretiyoruz…
Fasonculuk belki de şu aşamada kazandığımız başarı, ama tasarım konusuna eğer yatırım yaparsak, bunu da aşacağımıza inanıyorum..Elde üretilen ürünlerde çok başarılı olan ustalarımız var, ama yalnızca bu ustaların varolması ve tasarımcıların azlığı, genelde aynı türde ürünler üretmemize sebep oluyor..Bu da bizi dünya standartlarında tasarımda geri bırakıyor…Tasarımda geri planda kalmamızın sebebi, yaratıcı olamadığımızdan değil, sadece yaratıcılık konusunda çok gelişmiş ya da farklılığımızın yüksek oranda olmamasından kaynaklanıyor..Bir de tabii ekonomik olarak diğer ülkeler kadar gelişmiş olmadığımızdan,  taş gibi malzemelerin pahalı ve farklı olanlarını çok fazla kullanamıyoruz.

Türk kadınları takı ve mücevher alışverişlerinde  hangi tip modelleri tercih ediyorlar?
Türk kadınları, takı da gösterişli ürünü seviyor..Kesinlikle büyük ve özel malzemeden yapılmış olması gerekiyor..Bu konuda ki tercihleri gerçekten gelişmiş durumda, çünkü pahalı bir aksesuarı satın alabilecek kişi, özel tasarım istiyor ve yalnızca kendisinde olmasını bekliyor..Eğer pahalı bir ürünü alamıyor olsa bile, satın aldığı ne büyüklükte olursa olsun kesinlikle özel bir detay eklenmesini istiyor.
Taşlı ürünlerin çok tercih edildiğini de söyleyebilirim,  renkli ve değerli taşları andıran cam ve plastik boncukların kullanıldığı ürünler de çok rağbet görüyor..Yaptığınız takıda taş kullanmanız kesinlikle gerekiyor.Buna ek olarak, tüketicinin set olarak aksesuar aldığını söyleyebilirim. Dolayısıyla, eğer bir kolyeyi beğendiyse, bileklik ve küpe olarak üçünü birlikte satın almayı tercih ediyor..Toplumun farklı kesimlerine baktığımız da, tasarım tercihlerinin çok değiştiğini görebiliriz..A+ dediğimiz kesim, tamamen el işçiliğiyle üretilmiş, antik ya da modern görünümlü, pırlanta ve değerli taşların kullanıldığı, gösterişli aksesuarları tercih ediyor..Genelde kendilerine özel ürün istedikleri için, birebir tasarım yaptırıp, ürünü o şekilde almayı tercih ediyorlar…Tabii bu konuda markalaşmış firmalar da onların birinci tercihi..B ve C grubuna geldiğimizde ise, tercihlerin daha standartlaştığını ve mass production dediğimiz üretim mantığında üretilmiş tasarımları tercih ettiklerini görüyoruz..Bunlar ağırlık olarak daha hafif, dolayısıyla da fiyat anlamında daha ucuz ama taşlı ürünler…Bahsettiğimiz bu üç segmentte ki genç kesime gelince de, fiyat açıkçası ikinci planda kalıyor..Onlar için en önemli kriter, tasarımın özgün olması.Fiyat olarak pahalı ya da ucuz olsa bile, eğer tasarımı beğenirse, taşlı ya da taşsız olsun, aksesuarı satın alabiliyor..
En çok satılan aksesuar türü içinse, kolye ve küpeyi örnek gösterebilirim.

Sizce bir tasarımcı işin ticari yönünü unutmadan yaratıcılığını muhafaza etmeyi nasıl becerebilir?
Bence bir ürün, hem ticari yön, hem de tasarım barındırabilir. Bu iki unsur birbirlerinden çok uzak değiller aslında.
Ticari başarı yakalamış bir çok ürüne, farklı sektörlerde baktığınızda, tasarımdan çok uzak olmadıklarını görürsünüz. Temelde her ürün tasarım içerir, avangard fashion dediğimiz ürünlerin bile kendi içinde bir ticari başarısı vardır, ulaşmak istediğiniz müşteri segmentiyle doğru orantılı çünkü. Ürünü satmak istediğiniz alan niche market ise, ona göre ürün tasarlamalısınız. Dolayısıyla tüketicinizi iyi tanımanız gerekiyor. Elbette şöyle bir gerçek var, o da genel olarak mass market ürünlerinin çok karmaşık tasarımlara sahip olmadığı, bu da tamamen daha az fonksiyonel olmalarından kaynaklanıyor bu ürünler.
Eğer tüketicinizi iyi tanıyorsanız, tasarımınızı gerçekleştirerek ticari başarı yakalayabilirsiniz. Çünkü her ürünün bir alıcısı kesinlikle vardır, dolayısıyla ticari oluşunu ve tasarım içermesini birbirinden pek ayıramıyorum ben.Tasarım tek başına ticari başarıyı getirmez, ticari başarı da yalnızca tasarımla olmaz. Her ikisinin de doğru üründe, doğru fiyatta, doğru yerde ve doğru segmentte buluşması gerekir. Bu dört ana unsuru da birleştirebilirseniz eğer, her iki olgu da başarıyla paralel olarak ilerleyebilir.

Takı tasarımcılığına gönül vermiş gençlere neler önerirsiniz?
Tasarım eğitimi almış olmaları çok önemli, eğer bu yönleri eksikse tamamlamaları gerekiyor. Daha sonra takı da hangi alanda uzmanlaşmak istediklerine karar vermeliler, çünkü bu sektör bilindiğinin aksine oldukça geniş.
Değerli ya da değerli taş, gümüş, altın, bijuteri ya da pırlanta üzerine uzmanlaşabilirler. Uzmanlaşma alanlarına karar verdikten sonra da, üretim tekniği ve çizim konusunda kendilerini geliştirmeleri gerekiyor. Bu sektörde üretim aşaması çok önemli çünkü. Kendilerini bilgi konusunda hazır hissettiklerinde de, tasarım olarak tarzlarına karar vermeleri gerekir. Bence en önemlisi bu, bir fark yaratabilmek, bu farkı ortaya ürün olarak koyabilmek ve açıklayabilmek.

Son zamanlarda katıldığınız fuarlar hakkında bize bilgi verir misiniz?
En son IF fuarına katıldık, ve oldukça başarılı geçti. Pret a Porter ve Mart ayında gerçekleşecek mücevher fuarına katılmamız için teklifler var, değerlendiriyoruz. Yaz sezonunda İstanbul’da gerçekleşecek olan bir fuar var ve bu konuda çok heyecanlıyım.

Şu anki projeleriniz arasında neler var?
Şu anda yurtiçi ve yurtdışı olmak üzere iki fuara katılmak üzere hazırlıklarımız sürüyor. 07/08 Kış sezonu için hazırlanan koleksiyonun satışı devam ederken, 07/08 Yaz sezonu koleksiyonunu bitirme aşamasına geldik. Tabii bu koleksiyonun satışı da gündeme gelecek. Yurtiçi fuar yeni bir proje ve çok ses getireceğine inanıyorum.
Bu arada ünlü bir tasarımcının defilesinin takılarını hazırlama projesi de gündemde, daha ileriki günlerde basına açıklanacak. İlk kurulduğunda yapıyor olduğumuz görsel sunum, tasarım ve trend danışmanlığı ve dkaprol markasının toptan satışı hala devam ediyor. Şirketin şu anda ki ana hedefi ise, oluşturmuş olduğum dkaprol markasının satış noktalarını çoğaltmak. Türkiye ve yurtdışında, bayilik, corner ve kendi markamızla oluşacak olan mağazalarımızı gerçekleştirmek benim en büyük hedefim ve şu anda bu tarz mağazaların konsepti üzerinde de çalışılıyor.Marka tam anlamıyla bir aksesuar markası.Hedef kitle olarak ise 20-35 yaş arası kadın ve erkeklere yönelik koleksiyonlar hazırladık.
İlk olarak kadın koleksiyonumuzu satışa sunduk, ama 2007-2008 kış koleksiyonumuzda ise, erkekler için hazırlayacağımız aksesuarlarda en az diğerleri kadar ön planda olacak.Takı ile birlikte, çanta, t-shirt, şal ve kemer gibi ürünler satılıyor.Hedeflerimizden biri de ürün çeşitliliğini arttırarak tüketiciye farklı seçenekler sunmak.Marka tüketiciye ürün olarak sürekli yenilikler sunmayı hedefliyor.Kurumsal kimliğimizi oldukça titiz bir şekilde çalışarak oluşturduk ve temelde ki kimliğimizi bozmadan tüketiciye sürprizler sunmayı istiyoruz.Çünkü marka, genel olarak baktığınızda bir yaşam tarzı konsepti sunuyor ve biz ürünlerimizi dünyada gelişen trendlerle doğru orantılı olarak sürekli olarak yenileyerek büyümeyi hedefliyoruz.

Bizlere biraz 2007 İlkbahar-Yaz takı trendlerinden bahsedebilir misiniz?
2007 ilkbahar ve yaz takı trendlerine baktığımızda, hazır giyimden oldukça etkilendiğini görüyoruz. Bu yaz uğurböceği, baykuş, örümcek ve kelebek gibi simgeler çok moda. Bu tarz hayvan şekillerini kolye ucu olarak uzun ve kalın zincirlerin ucuna asılmış şekilde göreceğiz. Ürünlerin yapılışında mekanik görünüm ön planda, madenler parlak ve gözalıcı olacak.
Zincirler çok uzun, kalın ve dore. Gümüşten çok dore takılar ön planda, gümüş ise çok az görünmekle birlikte sade tasarımlarıyla yine moda dünyasında yerini alacaklar.
Bol renkli takılar, puantiyeler ve kurdelelerin olduğu takılar göreceğiz, özellikle siyah-beyaz ve kırmızı-beyaz renklerin kombinasyonu takıda ön planda. Kolyeler olmayacak bu yaz, onun yerini kocaman ve gösterişli kolye uçlarına sahip büyük zincirler alacak.
Bileklikler ya tek bir tane kocaman ya da birçok bileklik bir arada olarak kullanılacak.Küpelerse bunların aksine küçülüyor. Ya sallantılı olacaklar ya da parlak bir taşın ya da metalin ön planda olduğu bir biçimde görülecekler.Sedef ve inci kesinlikle tekrar geri geliyor, sedefin ya da incinin kullanıldığı takıları dolaplarınızdan geri çıkarabilirsiniz.

Tipik bir gününüz nasıl geçer?
Sabah cep telefonumun alarmıyla uyanırım..Güzel bir duştan sonra, cornflex ve acı bir kahveyle kesinlikle Gotan Project dinleyerek giyinirim..Sonra laptop ve çantamı alarak Teşvikiye’deki evimden, Nişantaşın’daki ofisime yürürüm..Bazen de bu rutini bozarak, kahvemi Nişantaşı Starbucks’ta içerim..
Ofis günü ise yoğun, mailler ve telefonlarla, koleksiyon ve projelerle ilgilenerek geçer..Akşam kesinlikle bir yemek, içki veya sinema olmalı..Eğer o gün dışarıda toplantım varsa, otoparktan arabamı alıp, toplantıya giderim..O zaman tüm günüm dışarıda geçtiğinden, akşam program yapmadan evime dönüyorum..
Akşam yemeği, haberler, biraz kitap,gazete, ertesi günü planlamak ve uyku..Tabii haftasonları bu rutin biraz bozuluyor,ama o da bana kalsın değil mi? :)

İstanbul ve New York’ta bulunmaktan hoşlandığınız semtler ve mekanlar arasında hangileri var?
New York’ta Soho, Greenwich Village, East Village ve Broadway. İstanbul’da ise Nişantaşı, Asmalımescit, Bebek..Soho’daki Felix , Asmalımescit balıkçısı , Beyoğlu 360, Les Ottomans,  East Village’taki Lucky Cheng’s, İstanbul Modern, MOMA, Karaköy Liman ve West Houston’daki S.O.B’s adlı yerler gerçekten zaman geçirmekten keyif aldığım mekanlar…Tabii Barnes&Noble’ı da unutmamak gerek..

Günlük hayatınızda nasıl giyinmekten hoşlanırsınız? Vazgeçemem dediğiniz markalar var mı?
Günlük yaşamımda spor giyinmeyi çok seviyorum, kotum vazgeçilmezlerim arasında..Vazgeçemem dediğim markalar arasında Patrizia Pepe, BSB,Network,Bally,Seven, Longchamps, Gap ve Adidas var.

NYC 2 IST okuyucularına internet sayesinde ulaşan bir dergi. Sizin internetle aranız nasıl?
Internetsiz bir yaşam artık mümkün değil, işimde, haber ve bilgi istediğimde okumak için, müzik bulmak ta ve günlük işlerde sürekli kullanıyorum ama iletişim de kullanmayı sevmiyorum, reel ve dokunulabilir iletişimleri seviyorum ben, sanal olan bana göre değil.


Sırada Marcel Proust’un anketinden yola çıkarak hazırladığımız sorular var.
Sık sık kullandığınız biz sözcük var mı? Varsa nedir?
Birçok röportaj yaptım ama bu kadar güzel bir soru ilk defa soruluyor, sık sık kullandığım bir sözcük elbette var, o da “ şaka gibi, inanamıyorum”..Genelde yaşama ve insanlara çok sık şaşırıyorum, sanıyorum o yüzden kullanıyorum bu sözcüğü..:))
En büyük lüksünüz nedir?
Dostlarımla ertesi günü düşünmeden keyifli bir yemekte saatlerce sohbet etmek, yemek yemek,içki içmek, üst üste iki film birden seyretmek, viyolonsel ya da kayak gibi hobilerime vakit ayırmak..…
Şu anki ruh haliniz nasıl?
Yapılması gereken işler ve yetiştirilmesi gereken projelerle ilgili olarak, en ufak bir detayı atlamamak için sürekli bir sonraki günü planlayarak geçiren tam bir şehirli şeklinde..
Karakterinizin en belirgin özelliği nedir?
İnatçı ve dikbaşlı oluşum..
En sevdiğiniz yazarlar kim?
Milan Kundera, Boris Vian ve Kafka.

Deniz Kaprol’a bu keyifli ve oldukça bilgilendirici sohbet için teşekkür ediyor, başarılarının devamını diliyorum.

Başka bir online sohbette görüşene kadar,
New York’tan sevgilerle

Rana Solaker

Deniz Kaprol Aksesuar Galerisi

 

    
 

 
< Önceki   Sonraki >

yorumlar

Henüz yorum eklenmedi - İlk yorumu siz yapabilirsiniz...


Sayfa 1 de 0 ( 0 yorumlar )
©2006 MosCom

Yorum eklemek için üye olmalısınız. Üye iseniz lütfen giriş yapın